İçeriğe geç

Koca bir kış geçirdim, şimdi yorgunum biraz…* (Ya da: Şirince’den bahar manzaraları)

Sadece koca değil, güzel de bir kış.

Kış gibi kış yani. Uzun uzun, soğuk soğuk. Nuri Bilge’nin muhteşem Kış Uykusu’nu üç kez izleyebilecek uzunlukta, Çehov’un karakterleri gibi pencereden uzaklara bakarken derin bir melankoliyle, “Bu kış da çok soğuk geçti…” dedirtecek soğuklukta.

Yine de, bir anda unutturdu kendini. Ne yaptık koca kış? Nereye gitti o aylar? Muamma! Zeytin yaptık biraz, doğru. Ama azdı zeytin, hem de var yılında, üzdü bizi. Az zeytinimizi topladık, sıktırdık, yağımızı aldık, sattık, kattık… Sonra bir de budama yapalım dedik ki, abooov, o da ne, odunlar odunluktan taştı! Meğer bizim zeytinliklerin epey budama ihtiyacı birikmiş.

Başka? Hiç! Bol yürüdük köpeklerle, gezdik, doğayı izledik. Domuzlar tilkileri, tilkiler sincapları, sincaplar cevizleri kovaladı. Soğuk, soğuk devam edince her şeyin mevsimleri şaştı. Çok da değil ama: Dondurucu soğukların iki gün ertesinde mürver çiçekleri açıyordu mesela. Çınarlar esas haber verdi, evet bahar gelecek diye ama gülibrişim acaba donup kaldı mı diye kanımız dondu. Tabii onun en son açtığını biliyoruz, yine de gözümüz üstünde bekledik endişeyle…

***

O arada bir ay uzaklaşma fırsatı yaratabilince, ver elini Güney Fransa! Lavantalar, zeytinler, melisalar ve kantaron otları dolu Provence yaşamının sac ayağı “turizm, tarım, zanaat” imiş, bu faydalı temel bilgiyi imrenerek aldık, Bünyan kültür köyü dosyamıza koyduk. Her şeyi bu dosyamıza koyup durduk zaten, kültür köyümüze her yediğimizden ve her içtiğimizden, her görüp kokladığımızdan pay çıkarır olduk. Herkesin paçasına yapışıp, bu bizim iş olur mu abi, kaça olur gözünü seveyim, bize bir güzellik olmaz mı abi diye didikledik…

Biz özgür zihinler, açık ufuklar, keskin gençler yaratalım diye çırpınıp didinirken, ülkemiz ve dünyamız ancak özgürlüklerle adım adım güzelleşebilir diye varımızı yoğumuzu bu yolda dökerken, heyhat: ülkemiz yöneticileri hiç aynı fikirde değildi… Devlet denilen atıl oluşumun hükümet denilen saldırgan birimin ellerinde, cumhuriyet dönemi sahipleniciliğinde, komünist rejim düzeninde, diktatörlük örneği kısıtlamalarıyla serbest piyasayı ele geçirme ve yok etme ve ayakları altında ezerek kırıntılarını yandaşlarına besleme şeklindeki rutin operasyonu kabul edilemez boyutlara geldi. Serbest elektrikçileri yok et, serbest avukatları sıkıştır, hakimleri savcıları öğrencileri hizaya diz, sanayiciye ayar ver, bu ne yahu!

Epey bir canım sıkıldı bahar aylarında: Elalem gider Mersin’e biz gideriz tersine diye, ne olacak bu yobazlaşan aptallaşan taponlaşan halimiz, bu çarklar kafa sallayan emir ifa eden iradesiz kuklalardan başka bir şey yetiştirmemek üzere düzenlenirken ipleri çekenler nereye çekecek bu ülkeyi diye… Bütün potansiyelimizi bilirken, bu potansiyelin sağlıklı kullanılması halinde ortaya ne güzellikler, ne zenginlikler çıkabileceğini birebir Provans’ta görürken, içim içimi yedi. Neyse ki hırslarına gem vurmayı bilemeyenler, benim özgürlüğüme, yaşama özgürlüğüme, arzu ettiğim gibi yaşama özgürlüğüme uzanan haddini bilmez eller ve diller nihayet kendi ayarlarını yiyip oturdular saraylarının köşeciğine…

***

Bahar gelmiş olmalıydı memlekete döndüğümde, ne de olsa nisan ortasıydı, ama heyhat! İzmir’in dağlarında çiçekler açmamış, bilakis karlar yağmıştı. Donlar herkesi, her şeyi ters köşeye yatırmıştı. Ama her halukarda zaman ilerliyordu ve ufak ufak, adım adım bahar geldi sonunda… Bu uzun soğuk kışta donan keçiboynuzları önce bedenlerinde ufacık kırmızı noktalar peydah etti. Gülibrişimin uçları daha sonra yeşerdi. Kara kuru kalan dallara, ufak ağaçlara ise el fatiha. Mesela okaliptüsler, yani sulfatalar sanırım bu kez dönmeyecekler kurumuşluktan – diyordum, sonra sonra epey bir kısmı diplerinden yine patladı! Zakkumların üstleri yarı kuru, yarı taze yapraklarla dolu, ne yapmalı bilmiyordum, sonra tazeler kuruları ekarte etti kendiliğinden. Öldü diye sökmek üzere terk ettiğim kavağım yine deli deli yeşerdi…

O zamandan beri de herkes bahçelerde, çalışıyor. Kolay değil, bu kadar kışa, ardından da epey süren bahar yağmurlarına cevaben devasa otlar bürüdü her yeri. Ot yani, ne olacak diyorsunuz herhalde ama o otlar hem ağaçlarımızın, fidelerimizin rızkını yiyor, hem gölge ediyor, hem yılan vb tehlikeli yaratıkları barındırıyor, hem de sonbahar olup zeytin toplanacağı zaman işi engelliyor… Ot mücadelesi bir numaralı işimiz yani, ardından budama, ardından çapalama, sonra, havalar böyle bir anda ısınınca da sulama tabii.

Domates biber patlıcan, ufak ve göz önünde saksılarda nane ve fesleğen (naneyi toprağa ekerseniz orayı bir daha naneden kurtarmayı unutun!), yine her zamanki azmimizle denenecek… Muhtemelen domateslere yapılan masraf ve emek ve zahmet, bunun 10 katı güzel domatesi pazardan alabilecek bir meblağ olacak… Yine de deli deli denenecek. Sulanıp çapalanacak, otu ayıklanacak, büyüyenler tele çubuğa bağlanacak, domatesleri yiyen tosbağalar kovalanıp, delikler açan fareler deliklere tıkılacak. Bundan sonra suyun geldiği her yerlerde fırlayacak otlar sürekli temizlenecek, elde eldiven, kafada şapka. Akşamüstü dedin mi güzel kokulu sinek ilacı sürmeden çıkılmayacak, yoksa 4 gün kesintisiz kaşınılacak…

IMG_1677

***

Ama olsun. Otlar içimde umut yeşertecek. Bugünlerde her şeyleri buraya bağlıyorsun diyecekler, desinler…. Şöyle:

Yabani ot ayıklarken sürekli karşılaştığım sarmaşık otlar var. Daha doğrusu kocamaaan karmaşık bir ot yumağı oluyor. Ah, diyorum, şimdi bunu sökmek ne zordur, ne kocaman bir ot, herhalde acayip köklüdür… Bir yerinden tutup hafif bir çekiştiriyorum ki, aaa kopup geliveriyor hemen, sağdan soldan bir sürü dalıyla hep beraber! Bu kocaman görünen, verimsiz, çirkin asalak en ufak bir darbede çıkıverecek ufacık, yüzeysel bir köke sahip. Hah! diyorum, demek böyle, korkmaya mahal yok: Kocaman, köklü zannettiğimiz şeyler aslında yüzeysel, bir üfürüklük canları olan zavallı yabani otlar.

Yüzüm gülüyor. Haklının haksız karşısında asla pes etmeyeceğini, asla yenilmeyeceğini bir kez daha hatırlıyorum.

Güzel yazlar!

(mayıs 2015)

*Koca bir yaz geçirdim / şimdi yorgunum biraz…” Oktay Rifat

 

Kategori:Orda Bir Köy Var Uzakta