İçeriğe geç

İki teker üstünde: Norveç

“Alguien te esta mirando con orgullo mientras cumples tus suenos. Es una nina pequena. Tiene tus ojos y tu pelo – Sen hayallerini gerçekleştirirken sana gururla bakan biri var. Küçük bir kız. Gözleri, saçları aynı sen.”

Geçtiğimiz haftalardan ikisini Norveç’te motor tepesinde geçirirken, sık sık bu küçük kız geldi aklıma. Bana gururla bakan küçük Candan. Hatta bir aşamada -belki sağanak yağmur altında, ayaklarım ıslak ve boynum donar halde, günün otuzuncu switchback dönüşünü yapar ve müzik dinleyerek selemde oynarken olabilir- kendi kendime “I’m f**king proud of you, Candan!” diye bağırmış olabilirim…

İlk motor turum bana çeşitli etkenlerden epey zor gelmişti. Bunun daha kolay geleceğini biliyordum, ama bu kadar zorlu olup da bana kolay gelmesini beklemiyordum doğrusu. Bizim Slovenyalı şahane ekip (Adriatic Moto Tours – AMT) yine müthiş kapsamlı bir çalışma ve kaliteli bir organizasyonla bu Norveç turunu son iki yılda ortaya çıkarmıştı. Geçen tur tesadüfen birlikte sürdüğümüz patron Matej bu parkurun pek başlangıç dostu olduğunu, yine de ilk turdaki gibi gruptan daha yavaş kalıp sık sık kendi başıma (rotayı GPS’ten takip ederek) gitmeyi göze almamı salık vermişti.

Üstüne bir de küçük motorlarını tavsiye etmişti, önce duymazdan gelsem de tekrar hatırlatması üzerine bu turu Yamaha MT-07 ile yapmaya karar vermiştim. Kim bilir, belki daha ufak ve hafif bir motor özellikle park manevralarında gerginliğimi azaltırdı. Hem başlangıcımdan beri sadece GS kullanmış olma döngüsünden çıkmak ve başka motorda da rahat edebileceğimi görmek faydalı olurdu.

Her neyse… Neticede iki haftalık Norveç turumuza Oslo’dan başladık. Motor rehberimiz Blaj dışında on motoruz, dokuzu GS! Onların da sadece biri 750, biri 850 GSA; kalanların hepsi son model 1300’ler. Benim ufaklık epey yayan kaldı tabii bunların yanında. Ama grup harika: Motorların üçü çiftler, bir çift daha var ki ikisi de kendi motorlarıyla Polonya’dan geldiler, bir de 70 yaşındaki bembeyaz saçlı Rosie alçak sele 750’yi kullanıyor: Yani üç kadın sürücüyüz!

Bu zaten moral verici bir şey (her ne kadar biri 1300 GS süren kusursuz bir motorcu, diğeri de 8 yaşından beri motor üstünde olsa da 🙂 Üstüne hepsi de çok tatlı insanlar, çoğu Avustralyalı ve ileri yaşlı, az sayıda Amerikalı ve İngiliz, hoş bir grup. Oslo’dan başladık diyordum; o sırada hava hakkında umutlarımız vardı henüz… Evet ilk birkaç gün biraz yağmur gösteriyordu tahminler ama geçerdi elbet, sonuçta Norveç’te de olsak ağustos ayıydı.

Heyhat! Nerden bilecektik, turun son gününe kadar her günün yağmurlu, o da atıştırma veya yaz sağanağı falan değil, bildiğiniz saatlerce sağanak yağmurlu olacağını… Hatta derecelerin de 10 ile 15 arasında dolaşacağını. Bu da yetmeyip, bir gün fırtına, yağmur, rüzgar ve sel için turuncu uyarı verilip bulunduğumuz yerde mahsur kalacağımızı, dinlenme günümüzü güzel Bergen yerine petrol kenti Stavenger’de geçireceğimizi. 

İşte hava koşulları böyle iken, bu satırların naçizane yazarı daha önce yağmurda bir saat dahi motor sürmemişken (Bali’deki scooter maceraları hariç), motor kıyafetleri de anca geçici bir çiselemeye uygun olup gerçek yağmurda sırılsıklam olurken, yapacak bir şey var mıydı?! Yoktu. Tur turdu, yola çıkılacak, dağlar aşılacak, fiyordlar gezilecekti. Gezildi nitekim…

Şaka maka, bu koşullar altında gerçekleşen Norveç motor turumuzun bazı rakamlarını özetlemek istiyorum: Toplam kilometre 2500, günlük azami kilometre 400, sürüş günü 10, az buçuk açık veya güneşli havada geçen sürüş günü 2, arada dinlenme günü 3, yaptığımız hairpin turn sayısı yaklaşık 750, deniz seviyesinden 1500 metre tepelere çıkma ve inme sayısı 50, günde ortalama 2-3 feribot ve 15 tünel, toplam geçilen tünel uzunluğu birkaç yüz kilometre.

Hepsi yapılır tabii neden yapılmasın, yapıldı da nitekim, ama bunları bir de soğukta ve sağanak altında, ıslak eller ve ayaklarla, bir yandan 1300 GS’lere yetişmeye çalışarak bir yandan da fiyordların, buzulların, ormanların ve kartpostal güzelliğinde köylerle kasabaların tadını çıkararak yapmak, doğrusu kendimden beklediğimin çok üstündeydi. İşte tam da bu nedenle zaten, beklediğimin üstünde bir zafer ve mutluluk hissi yaşadım, yaşıyorum… Gruptan epey tur yapmış olan tecrübeli birine Sardinya / Korsika rotasının zorluğundan bahsettiğimde gülerek, “Sardinya / Korsika halt etmiş, sen bunu yaptın ya onların hepsini de yaparsın,” dedi misal – gelecekteki motor hayatımı epey kolaylaştıracak bir yorum!

Gerçekten ben de baktım günbegün kendime, sürüşümün iyileşmesi, kolaylaşması bir yana, e kardeşim turun çoğunda grubu takip ettim mi, ettim, art arda15-20 switchback yaptım mı, yaptım, sağanak yağmurda, 7-8 kilometrelik buz gibi tünellerde gittim mi, gittim, şehir içi trafiğinde de, tek şerit dağ yollarında da, ortalama olarak gruptaki herkes kadar güvenli, başarılı ve keyifli sürdüm mü, sürdüm, bundan iyisi Şam’da kayısı! Evet en tecrübelilerden biraz daha yavaş ve temkinliyim, belki biraz daha çok kasıyorum kendimi, yine de sonuçta yüzüm gülerek ve ertesi günü iple çekerek bitiriyorum 300 kilometrelik motor gününü. 

O zaman dans! Renk! Gelsin o zaman yeni planlar! Güney Afrika mı dersin (motora başlama ilhamım), Toscana mı (hayallerimdeki servili tepeler), Kırgızistan mı (Tanrı Dağları’nda, Issık Göl’de motorla gezmekten daha güzel bir şey düşünemiyorum), Batı Avrupa mı (düzgün ve kurallı yollarda gitmenin zevki ayrıymış)… Motor olarak ilk tercihim GS, tur şirketi olarak da ilk tercihim AMT olacak tabii, gerekirse diğerlerini denemeye de açık olarak.

Ha, unutmadan: Norveç fiyordları da hakikaten nefes kesici; coğrafya hocamız rahmetli Fatma Banat’ın canına değsin 😉 (Ayrıntılar sonraki yazıda.)

(8 / 2025)

Kategori:Dünya Benim İstiridyem