İçeriğe geç

El Camino es solo

Birkaç ay önce, lise dergimizde benden birkaç yaş küçük bir okul arkadaşımın yazısını okumaya başlarken, “Aman, nerden çıkmış El Camino falan!” diye geçirmiştim içimden. Yazıyı bitirirken, gitmeye karar vermiştim bile. Başka bir arkadaşıma taze taze attığım mesajın tarihi, 1 Şubat 2011: “Baharda Pireneler’de Coelho’nun Camino hac yürüyüşünü yapmaya karar verdim!”

O günden sonra neler, neler oldu, neler bitti, neler geçti gitti… Ama ben illa o yolculuğa gidecektim. Yani, kader kısmet izin verirse gideceğim – üç gün sonra.

Allah biliyor ya, Paulo Coelho’nun Hac kitabını büyük bir heyecanla almış, derin bir ilgiyle okumuştum. Ritüeller, gelenekler, aşılması imkansızın sınırından geçen engeller, tam bana cazip gelen şeylerdi. Bu kitapta Coelho bağlı olduğu tarikat için, baştan sona bir rehberle birlikte yürüyerek ve çeşitli ritüeller uygulayarak, 9. yüzyıldan bu yana Katolikler tarafından kutsal sayılan El Camino de Santiago adlı yolu geçişini anlatıyordu. İspanya’nın kuzeyinde doğudan batıya uzanan yolun tamamı 700 kilometre civarındaydı. Yürüyerek baştan sona katetmek 4 ilâ 6 hafta sürüyor, Pireneler’in Fransa tarafında başlayıp, İspanya’nın Santiago de Compostela kentinde bitiyordu.

El Camino’yu ilk duyuşum böylece en sevdiğim yazarlardan Coelho’dandı. İşin garip yanı Santiago de Compostela’ya da gitmiştim! 20 yaşlarındayken babam bir iş gezisinde beni de yanına katmıştı – böylece Santiago’nun kocaman meydanında, eskiden devasa bir manastır olan şahane otelde kalma, daracık Ortaçağ sokaklarında dolaşma şansım olmuştu. Ve tekrar, hem de aklı başında halimle, orda olmak elbette isterdim!

Tam da dergideki yazıyı okuduğumda, baharda elime geçecek bir bonusu nasıl değerlendirsem diye düşünmekteydim: Güneydoğu Asya ya da Güney Amerika gibi uzak ve egzotik diyarlar için illa yanımda arkadaş isterdim, Paris gibi hâlâ göremediğim medeniyet beşikleri de mutlaka paylaşarak zevki çıkacak yerlerdi. Ama ıssız dağlarda, İspanyol köyleri arasında yürümek, tam tek başına yapılacak işti! Hem Pelin’in yazdığı gibi, “El Camino es solo”… El Camino yolculuğunda, toprağın üzerinde doğayla uyum içinde yürürken yeryüzünün çok özel bir çizgisinde, ley hatlarının üzerinde olduğumuz, bu yüzden çok farklı enerjilerle halvet olup çok derin açılımlar yaşayabileceğimiz gibi mistik durumlar ancak tek başına değerlendirilebilir, değil mi?

İşte böylece bindim bir alamete, gidiyorum kıyamete: Akıllı insanın aklının ermeyeceği, erse zaten yapmayacağı bir seyahat programıyla, gidiş gelişi ve ekstralarıyla birlikte iki haftalık bir yürüyüş. İşaretli yolları ve diğer hac yolcularını izleyerek, her gece başka bir köy ya da kasabada kalarak katedilecek yaklaşık 200 kilometre. Bana yürüyüş notları veren, konaklamalarımla yemeklerimi ayarlayan ve bagajımı transfer ettiren bir acentenin organizasyonuyla.

Hazır mıyım? Birkaç haftadır koşularımı ve yogalarımı düzene koydum, trambolinde zıplamalar ve köyden Selçuk’a gidiş dönüş yürüyüşler de ekledim, fiziksel olarak iyi durumdayım. İspanyolca rehber ve sözlük alarak ciddi çalışmalar yaptım, şimdiye kadar hiç ilgilenmediğim İspanyolcayı yazılı ve sözlü olarak sökmeye devam ediyorum, ortamına girince ve mecbur kalınca eminim daha hızla uyum sağlayacağım. Tren saatlerimden yanıma enerji için alacağım hurmaya, iyice denenmiş yürüyüş ayakkabılarımdan yağmur kıyafetlerime, akla gelebilecek her ihtiyacım elimin altında. Shirley Mac Laine’in Camino kitabını okudum, şimdi Hac’ı tekrar -alıcı gözle- gözden geçiriyorum.

Peki yine de, korkuyor muyum, korkuyorum! Allahın dağlarında her gün bir yerden bir yere, 15, 20, 25 kilometre yürünecek. Güneş kavuracak, yağmur yağacak. Ayaklar yara olacak, kaslar kendinden geçecek. Kahvaltılar güzel mi, kalınacak köyler hoş mu, insanlar destek olacak mı, İspanyolcam yetecek mi, yataklar rahat olacak mı ve diğer yolcular beni ezecek mi… Korku demeyeyim aslında ama bittabi soru işaretleri ve gerginlikler var: Nasıl olacak da olacak?

Ama zaten her şeyde, hayatımızdaki her yenilikte en güzel an bu değil mi: Bakalım nasıl olacak? O soru işaretleri ve gerginlikler heyecana, iyi bir netice elde etme amacına dönüşür, engeller çıkar ve aşılır, ilerledikçe duyulan gurur güç verir, ve yaşanan zorluklar bir aşama sonra mutlulukla sonuçlanır – hatta genel manzara görüldükten sonra, “Bu benim yapmak istediğim bir şey, benim yapmayı seçtiğim şey bu, ve adım adım başarıyorum,” dendikten sonra, zorluklar yaşanırken dahi sarsılmaz bir inançla aynı gurur ve mutluluk hissedilir…

O yüzden tüm inancımla kendime, yolum açık olsun diyorum: Vaya con dios!

jesus2

(Mayıs 2011)

Kategori:Adım Adım - Mi Camino