
Zannediyorsunuz ki haftalardır yürüyorum. Yok yok, yürüdüm döndüm! Döneli beri de hızlı köy hayatım beni ele geçirdi; bir haftayı geçkin zamandır ancak klavyeyi önüme çekebildim… Aslında biliyorum ki bir otursam kalkamayacağım, yaşadıklarımı yazarak tekrar üzerinden geçme cazibesinden kurtulamayacağım, bu arada geç gelen baharımız da geçiverecek, o yüzden oturmadım bir türlü klavyenin başına.
Ahhh, bu arada da güzel Camino anılarım dindi, pekişti, ben oturana kadar onlar oturdu. Özetle, yürüyüş tatilim çok güzel geçti. Zaten bu tür bir tatil tam bana uygun tatil türüymüş, hem de güzel yerlerde, güzel havalarda, rahat ve keyifli bir şekilde yapılınca “yeme de yanında yat!” durumu oldu. Bazı istatistiklere bakalım bakalım:
- en büyük başarım: toplam 9 yürüyüş gününde yaklaşık 200 km yürümek
- en sıkıcı olan: yanlış parkur seçimi yüzünden ilk iki gün tek başıma yürümek, sonra aynı yolda serbest olarak yürüyen yüzlerce insana katılmak
- en çok gurur duyduğum: bilmediğim diyarlarda, köy ve mezralarda, hakim olmadığım bir dilde sora sora, uğraşa didine ne Bağdat’lar bulup ne işlerimi gerektiği gibi halletmek
- en aklımda kalan: İspanyolların inanılmaz canlı, neşeli, keyifli ve yaşamayı bilen insanlar olduğu, çocukların, köpeklerin, yaşlıların, engellilerin, hamilelerin ve tekerlekli sandalyedekilerin hepsinin %100 hayata katıldığı
- en büyük sürpriz: ayaklarımın yara olmaması, yalnız bir iki gün bazı tandonlarımın kendini hissettirmesi
- en ciddi sağlık sorunum: ilk iki günün hafif baş ağrısı
- en çok küfrettiğim konu: hava durumu – haziran ayında ispanya’da 10 derece hava mı olur yahu?!
- en zevk aldığım: ispanyolca anlaşmak
- en büyük zorluk: ispanyolca anlaşmak
Evet, 15 günlük gezideki anlaşmalarımın % 60’ını İspanyolca, % 30’unu Fransızca ve çok mecbur kaldığım yerlerde de İngilizce olarak hallettim. Hem İspanyolca’nın bacağını kırdığım (kırabildiğim, şimdiye kadar hiç ilgilenmediğim bir dil olduğu için şüpheliydim) için çok mutluyum ve bunu becerebilmekten müthiş zevk aldım; öte yandan da 15 gün boyunca her cümleye yeni bir dilde, hmmm, aaaa, hıııı diyerek başlamak bir süre sonra biraz sıkıcı olmaya başladı…
Becerdiğim için mutlu olduğum şeyler arasında günde 23 – 25 km’ye kadar yürümek, ardından da biraz dinlenip gezmeye çıkmayı, güzel bir şarap içip yemek yemeyi başarmak; bacaklarım 4. veya 5. yürüme gününün sonunda bağımsızlıklarını ilan ettiklerinde onları tekrar ikna etmek; fiziksel yorgunluğu asla bir şikayet meselesi olarak algılamamak; her Allahın günü valiz toplayıp oda yerleştirmek ve her gün tekrar taşınmak; bir sürü şehir, kasaba, köy, mezra görüp her birinde bir şeyler yaşamak – bir kahve içmek, bir tişört almak, bir kilise gezmek vs; yanıma makul miktarda eşya alıp, oralardan da makul miktarda alışveriş yapmak; her gün yeni bir şehirde yeni bir otelin yerini bulmak; her şeyden deneyip, yine de fazla yememek ve içmemek; Fransa ve İspanya ve Türkiye’de otobüsler, trenler, uçaklar arasındaki organizasyonu başarıyla tamamlamak; yürüyüşlerde teamüle uymak arzusuyla gereksiz muhabbetlere girmemek, susmak istediğimde susup müzik istediğimde müzik dinlemek; 15 günde 17 ayrı mekanda vakit geçirerek, her birinden de azami zevk almak var.
Her sabah kalkıp, giyinip kuşanıp sopanı alıp yollara düşmenin öyle güzel, anlatılamaz bir yanı var ki… Yürüdükçe insanın içine mutluluk doluyor. Yürüdükçe yürüyesin geliyor. Yürüdükçe her şeyi yapabilirsin gibi geliyor. Darısı, herkesin başına! Netice olarak, bundan sonra elbette yeni Camino’lar planlanıyor. Hatta hayat bundan sonra sürekli bir Camino olarak planlanıyor!
(Temmuz 2011)