İçeriğe geç

İşte bu da benim şarkım…

UNADJUSTEDNONRAW_thumb_e3b5

Çok hızlı araba kullanırım, bir yere yetişir gibi. Çok hızlı yürürüm, hep bir yere yetişir gibi.

Gülerim hep, çok çok gülerim. Babamı sinir edecek kadar, Meral Tamer’i kıskandıracak kadar, Bülent Arınç’ın yüzünü kızartacak kadar kocaman kahkahalar atarım.

En çok kendime gülerim. En çok kendime gülebilmeme bayılırım. Kendime gülebildiğim için yakınlarıma da aynı şekilde güler, onlarla da aynı şekilde dalga geçerim.

Alınanlarla rahat etmem, edemem. Dürüst olduğunu, iyi niyetli olduğunu bildiği birine insan neden alınır, bir türlü anlayamam.

Ama denerim: Anlamadığım her şeyi anlamayı denerim. Özellikle benim gibi olmayan insanların neden benim gibi olmadığını, nasıl başka türlü olduklarını, ne koşullardan geldiklerini.

Sevmediğim şeyleri de sevmeyi denerim sürekli, kapamam kendimi. Birayı, kerevizi, foie gras’yı birkaç senede bir tekrar tekrar denerim, nitekim mandalinalı kerevizi bayıla bayıla yemeye başladım, sevinirim kısıtlayıcı etkenler kalktığında.

Özgürlük, özgürlük, özgürlük. Başka bir şey gelmez, gelmedi, gelemeyecek birinci sırada benim için: Özgürlüğü her zaman tek geçerim. İstediğim zaman, istediğim yerde, istediğim gibi olmanın dayanılmaz hafifliği.

Güzel bir şey yapanı asla pas geçmem. Metrodaki azimli müzisyense, sıcak bir yaz gününde soğuk su veren adamsa, Starbucks’ta milyarlık telefonlarla surat asan ergenlerin arasında 1 liralık ciklet satan engelliyse mutlaka görürüm, desteklerim, gülümserim, teşekkür ederim.

Dağları gördüm mü dalar giderim. Herhangi bir yerde, herhangi bir durumda olsun, hep iyi hissederim kendimi dağlara bakarken. Hemen hayallere dalarım, dağlara çıkmak, doğanın koynunda olmakla ilgili.

Hayallerimde hep birisi piyano çalar, Keith Jarret gibi, Gregory Privat gibi, Tigran Hamasyan gibi. O tek bir notaya dokunuşunda o piyanistin ışığını hissederim, benim ışığıma dokunduğunu.

Ayağımı sallarım, hep sallarım. Hep sallamamaya karar veririm, tamam yeter derim, ona kadar sayana kadar bakarım yine sallanıyor. Alçılıyken de sallarım, belediye başkanıyla görüşürken de sallarım.

Bir de saçlarımla oynarım, onu da hep yapmamaya karar veririm, 10. saniye dolmadan tekrar başlarım.

Aynaya bakmadan evden çıkarım. Hemcinslerimi dehşete düşüren uygulamalarım arasında bu, saçımı boyatmamamın ve manikür pedikür yaptırmamamın arkasından gelir.

Çalıştım mı deli gibi çalışırım. Keyif yaptım mı dibine kadar keyif yaparım. Ne yaparsam yapayım asla kaçamadığım bir varoluş vardır hep kafamın gerisinde: Ne öğrenebilirim? Ne yapabilirim? Ne üretebilirim? Neyi daha iyi yapabilirim?

Daha iyi yapılabilecek bir şeyin daha vasat yapılması beni delirtir. Hele bunu yapan bensem daha da delirtir. Tapona, sıradana, vasata eyvallah edilmesi, hatta bunların baştacı edilmesi beni iyice delirtir.

Sıradanın sadeyle, anaakımın çoğunlukla karıştırılmasını kabul edemem. Tevazuyu eziklik sayanlara ise özel bir antipati beslerim. Her ne kadar insanlarda çeşitli tarzlar olduğunu bilsem de, evet bazı insanların “diğerlerinden daha eşit olduğuna” inanırım, kazanan ve kaybeden tarzlar olduğuna.

İnsanlara saygı duyup duymamam tamamen kendi ölçütlerimdedir, patrona, bakana, müdüre o titrlerinden dolayı saygı göstermem.

Biraz tersim, biraz sertim, olamadım başka türlü, onu da denerim sürekli… Ama artık biraz da olduğum gibi kabul edilmek isterim, herkes gibi olmaya çalıştığım bunca seneden sonra. Direktim, doğruyum, dobrayım, buyrun efendim. Ivırıp kıvırmam, kendimi beğendirmeye soyunmam. Beni bilen bilsin, anlamayan da dokunmasın isterim artık.

Artık erelim isterim dünya ve üstündeki zavallı üç boyut yaratıkları olarak, aydınlanalım, özü, ışığı görelim, bire, birliğe varalım. Mükemmel olduğumuzu kavrayalım, olanın her an mükemmel olduğunu, her şeyin Yüce Plan dahilinde olduğunu, bir olduğunu ve iyi ile kötü olmadığını.

Her aklıma geldiğinde kendime, mükemmel olduğumu hatırlatırım, her an her halimle mükemmel olduğumu, her yaptığımı ve yapmadığımı onayladığımı, kendimi her şekilde her zaman tam olduğum gibi kabul ettiğimi. Ve herkesin mükemmel olduğunu. Ve her şeyin mükemmel olduğunu. Her olanın mükemmel bir şarkının, mükemmel bir notası olduğunu, sadece bizim henüz şarkının bütününü duymamış olduğumuzu.

İşte bu da benim şarkım. A bird doesn’t sing because it has an answer. It sings because it has a song. Bir yanıtım olmayabilir hayata – ne gam! Bu da benim şarkım, her türlü notası, rengi, tınısıyla. Sadece bir şarkı.

Kategori:Ordan burdan insandan...