Önce, ne istediğimize karar vereceğiz: En güzel, en parlak, en albenili, en yoğun lezzetli mi? Yoksa zaman zaman çirkin, ezik, kara kuru, sert veya ezik, zaman zaman daha mütevazı, daha sade, daha tatsız olan, ama “gerçek” “doğru” veya “olması gerektiği şekilde yetiştirilmiş / elde edilmiş” olan mı? Lütfen buna karar verin ve altyapısı olmadan, “Bir elma yedim şahaneydi, kesin geleneksel üretimdir,” veya “Ben de yumurtayı şurdan alıyorum, o da çok güzel,” gibi varsayımlarla tüketim de, reklam da yapmayın.
Aynı derecede önemli ikinci nokta, kimse size gül bahçesi vaadetmiyor! Sağlıklı ve doğru gıdaya giden yol zorlu, çetrefilli, amansız bir yoldur. Sürekli araştırma soruçturma ve uğraşma, sürekli şüphe duyma ama elde ettiğinden de mutlu olma, sürekli ufak tefek bir şeyler için çaba ve zaman sarf etme ve küçük zaferlerle avunmalar vardır içinde. Migros’tan alışveriş etmek gibi kolay veya ucuz olmasını beklemeyin ve Migros’la kıyaslamayın.
Her zaman, kafamızı kullanmamız gerekiyor: Datça Aktur’dan güzel bir örnek verdi geçenlerde bir yakınım; daha önce 3-5 yamuk yumuk yumurta getiren adam yazın kalabalık zamanlarında (ki yumurta üretimi aslında azalır) karton karton yumurta getirip satmaya başlamışsa, eh orada doğru olmayan bir şey var herhalde, değil mi? Adamı sorgulayın, çocuğundan bilgi alın, yan tezgahtan laf kapmaya çalışın, vs. Kafa sizin, ya kullanacaksınız, ya düdükleneceksiniz!
Bilgi, bilgi, bilgi. Gördüğünüzü, duyduğunuzu, söyleneni toplayıp çıkarıp kıyaslamak ve nihai kararları vermek sizin kendi işiniz. Kimse size aldığınız domatesi kaç dakika suda bekleteceğinizi veya hangi ayda ne sebze alacağınızı söylemesin; kendiniz bildiklerinizle düşünüp kendi mantığınızla karar verin. Seri üretim tavuk yemeyin. Bu sene eriklerimizin Avrupa kapısından döndüğünü duyduysanız erik almayın. Ne bileyim, yoğurdunuzu özenle seçin. Yakınınızda mandıra bulun, o kadar zor değil İstanbul’da bile… Yani kendiniz yapın araştırmanızı: Orda burda “gıda doğruları” hakkında fetva verenler de sizin gibi insan sadece, onların sizden daha doğru kararları olacak diye bir zorunluluk yok. Benim kendim için doğru bulduğum, nerden ne doğru buluyorsam almak vb ve yakınlarımla paylaşmak.
“Ben bir cesur yüreğim, ne dağlara çıktım, ne lahanalar büyüttüm, zaten babamı da öldürdüler, benim kurtlu fasulyelerimi, hâlden aldığım salataları, pörsük maydanozlarımı rayicin 5 katına almazsanız çocuklarınız nah büyür! ” diye korku saçan ruh hastalarını dinlemeyin mesela. Ama kendinize de çok yüklenmeyin: Sosyopat veya psikopat denen bu tür ruh hastalarının müthiş bir cazibesi, sıkı bir ikna yeteneği vardır, onlara herkes kanar! Şimdi madem ki bana sordunuz, benim -gıdanın, küçük üretimin, köyün, geleneksel tarımın içinde yaşayan ve bu işten maddi bir çıkarı olmayan biri olarak- görüşümü aldınız, buna göre psikopat dayatmalarından yakanızı kurtarabilirsiniz.
Şunu soranlar var: Birisinin şu ürünü kandırmaca imiş peki ama ya öteki ürünleri? Onları da mı almayalım? Anatole France’a sormuşlar, Üstad, öğrencilerine neye göre sınıf geçiriyorsun? Düşünmüş, cevap vermiş: “Bakıyorum, bu öğrenciye kızımı verir miyim diye, cevabım evetse geçiriyorum.” Şimdi sorarım size, bir ürünü kandırmaca olan birine siz kızınızı verir misiniz?? (Gerçi kızı kim niye veriyorsa, mal mı bu, kimse kızını kimseye zaten vermesin!!) Cevap ortada.
Şüpheci olmakla paranoyak olmak arasında, dikkatli olmakla kafayı yemek arasında, araştırmakla sorgulayıp köşeye sıkıştırmak arasında ince farklar var yalnız, bunları es geçerseniz de tüm potansiyel iyi gıda üreticileri sizden yaka silkebilir, ona göre!..
Bu temel prensipler ışığında sağlıklı, iyi, doğru, mutlu gıda arayışınıza başlayabilirsiniz, başarılar dilerim… Ben bu sıralar aklıma gelen, bizzat bildiğim ve kefil olabileceğim, arada bir kullandığım veya kullanmak istediğim yerleri sıralayacağım aşağıda – yalnız tekrar son bir önemli açıklama: “Bizzat bildiğim ve kefil olabileceğim” derken bilip kefil olduğum şey oradaki ürünlerin bilgi verildiği şekilde üretildiği, üretenin dürüst bir insan olduğu, üretimlerinde yalan dolan olmadığı, ürünlerin doğru ve iyi gıda, olması gerektiği gibi gıda olduğudur; en lezzetli, en parlak, en dayanıklı, en albenili olduğu değil.
Bazı ürünlerde (ki ben bunu hemen hemen tüm ürünler olarak düşünüyorum aslında), damağımız da gözümüz de gerçek olanın çok ötesinde şeylere alıştırılmış, abartılı güzellikler dünyasında. Macrocenter’ın sebze meyve reyonu gibi rengarenk, dipdiri, dümdüz manzaralar geliyor gözümüzün önüne iyi sebze, iyi meyve deyince. O yüzden ilk zamanlar ay bu ayvanın da kokusu hiç yok, bu ekmek neden bu kadar sert, yumurta neden yazın ayrı kışın ayrı tatta, nar ekşisi daha koyu kıvamlı olmaz mıydı, gibi yadırgamalar normal bence. Bu aşamalarda bilgimize (“Şimdi yediğim gıda gerçek, daha önceki çakma idi!”) güveneceğiz, burnumuza, gözümüze veya damağımıza değil. Ama bu yeni gerçek lezzetleri keşfettikten bir adım sonrası şahane: Mesela geçenlerde sağ olsun ultra bilinçli bahçe danışmanım Zafer bey kendi yetiştirdiği karakılçık buğdayından, kendisi değirmende öğüttürdüğü unla, eşinin evde yaptığı ekmekten getirdi… Aynen dediği gibi buram buram tahıl kokuyor, koklamaya, yemeye doyamadım!
Ve geldik özgün, yerel, sürdürülebilir, gerçek, geleneksel, çevreye saygılı gıda olarak nerden ne yiyebilirize; ben kısaca temel bilgiyi veriyorum burada, ayrıntısını da siz bizzat araştırın webde, kolaylıkla bulabilir, kendi adınıza da değerlendirme yapabilirsiniz. Hepsinin ya web ya FB sayfası var.
Karaot Tohum Derneği / veggiebox / sebzekutusu: Dernek tüm Tr’den yerli tohum topluyor, üretiyor ve dağıtıyor. Bunlardan üretilen ürünleri ise veggiebox olarak pazarlıyor. Şahsen tanıdım, sevdim, destekliyorum, lütfen deneyin diyorum – yerli tohumlardan, bilinçli çiftçinin, “bol kazanç” tuzağından kurtularak ürettiği gıdalar, en değerli şeyler!
Toprak Ana / Cem Birder: Her ne kadar sivri köşeli de olsa, olsun varsın… Her söyleneni kabul eden 70 milyonun içinde Cem Birder’ler de olsun, inandıklarından milim şaşmayan. Cem’in yaşadığı yeri, köyü görseniz, başka yerden başka bir şey yemezsiniz zaten. O zor koşullarda yaşayan köylüleri de desteklemek istersiniz. Yani ben olsam var olan tüm ürünlerini alırdım.
Belentepe Permakültür Çiftliği: Robert Kolej’den sınıf arkadaşım Taner’in hayal çiftliği! Senelerdir permakültür, sürdürülebilirlik, doğal yaşam, vb konulara kendini adamış olan Taner bu müthiş ortamda dışarı satacak ürünler de üretiyor zamanına göre. Takip etmek, kaçırmadan almak lazım. Olmadı arayın konuşun, nerden ne alalım Taner bey, siz oralarda işin içinde biliyorsunuzdur diye…
2N14: Şahsen tanımıyorum ama beğendiğim, inandığım, ikna olduğum mecralardan biri. Ekmeklerine bayılıyorum, ama başka ürünleri de var. Gönderimleri de sorunsuz.
240 derece: Bu da ekmekleriyle keşfettiğim yerlerden biri. Çeşidi daha da çok, uzun mayalanan, en bir organik ve GDO’suz ve geleneksel yöntemlerle elde edilmiş unlardan, falan. Birkaç değişik ürünleri daha var.
Sunev Urla: Bilinçli iki kadının, İzmir dışındaki köylerde kadınları bilinçlendirerek yaptığı üretimler. Daha çok dayanıklı ürünler idi, salça, sos, vb gibi, ama son zamanlarda neler yapıyorlar bilmiyorum, bakmak lazım.
Adatepe: Zeytinden ve zeytinyağından ve zeytinyağı ürünlerinden başladı ilgim, dükkanlarına gittim, web sitelerinden alışveriş ettim, hala arada bir ederim. Balları, zeytinleri falan da var. Bana göre desteklenmeye değer ufak ve yerel üreticilerden biri.
Develi Lale Fırın: Sadece Kayseri’nin Develi ilçesinde üretimi kalmış olan gacer buğdayı denen bir yerel cinsten, gacer ekmeği denen bir ekmek üretiyormuş bu fırın; bizim Bünyan’daki vakıf yetkilimiz Sevil peşine düşüp buldu! Çiftçisi dolmuşa atlayıp köyünden Develi’ye gelip fırına unu veriyor falan… Sipariş üzerine pazartesileri üretiliyor ve dolmuşla Kayseri’ye gönderiliyormuş. Kayseri bağlantısı bulabiliyorsanız kaçırmayın: Çocukluğumuzda anneannemizin mutfağında kızartıp yediğimiz ekmeklerin kokusunu, tahılın gerçek tadını bulacaksınız!
bodrum.bahcem: Instagram hesapları bu şekilde. Bodrum’dan kendileri yetiştirdikleri ürünleri haftalık listeler göndererek pazarlıyorlar.
Tohumdansofraya: Genç bir çift, daha önceden eve servis kapıdan teslim ediyorlardı bizzat kendileri iki haftada bir Çanakkale’den gelerek. Artık bebekleri var, o yüzden ürünleri kargo ile yolluyorlar. Haftalık e-mail listesi yolluyorlar, Facebook ve Instagram’dan da takip edilebilir.
Eppek: Ekmek dükkanı, pırıltılı gençlerimizden, İstanbul Kızıltoprak’da. Ekmek dışında birçok kaynağından, en gerçeğinden ürüne ulaşmak mümkün dükkanda.
Yumurta konusu: Dilimde tüy bitti, anlat anlat beceremedim gerçekleri yaymayı… Olsun, denemeye devam edeceğim! Yumurtanın iki yönü var, bir sosyal yönü bir fiziksel yönü. Sosyal yönden, tavukların “doğal ortamlarında”, yani toprakla ilişkide, hava elementlerine açık, özgürce gezinerek ve doğadan beslenerek, değişik ve karışık ırklar birarada yaşamalarını istiyoruz. Fiziksel olarak ise yamyam olmamalarını, boya yememelerini ve GDO’suz beslenmelerini. Çoğu tavuk bakan kişi kolaylık olsun diye hazır yem alır, buna “köy tavuğu” yetiştiren köylüler de dahildir. Hazır yemin içinde ise boyanın (x ile başlayan turuncu renk, sanırım ksantofil) ve yamyamlık ürünlerinin, yani tavuk artıkları, kemikleri ve kanından öğütülmüş unların yanı sıra tam olarak kaçınmaya çalıştığımız GDO’lu soyalar ve mısırlar ibadullahtır…
O yüzden, yumurta ufak tefek, yamuk yumuk, yani “köy tavuğundan doğma!” olsa bile, o tavuğun ne yediğini soruşturacaksınız arkadaş! Yoksa sadece köy tavuğundan yumurtlanmış boyalı, kanlı ve GDO’lu yumurta yiyorsunuz… Ben şahsen yaşadığım yerde güvenilir yumurta bulamıyor olsam bu özeni gösteriyor gibi görünen yerleri araştırırdım, hepsinin inanılırlığı düşükse de mecburen büyük markalardan (organik, vb) alırdım. (İçerden bilgi: Gerçek, yani istediğimiz gibi üretilen yumurtanın maliyeti gerçekten yüksek! Fabrikasyon üretimin en az iki veya üç katı olmasını bekleyin.)
Elma konusu (2018): Geçen 29 Ekim Bayramı’nda Bünyan’da dağlar tepeler bir Cumhuriyet Yürüyüşü yaptık. Müthiş rengarenk güz manzaraları içinde, tepemizde serin ama pırıl pırıl güneşle, ayaklarımızın altında elmalar ve cevizlerle… Elmalar -ki ben elma sevmem-, ah o elmalar, inanılmaz güzeller ve ilgilenen olmadığı için yerlerde, derelerdeler. Sırf bizim tesisteki elma ağaçlarından bile 100 aileye yetecek elma çıktı, bol kurtlu, tamamen şekilsiz, fakat müthiş lezzetli, sert, sulu, mayhoş. Gelecek sezon için bu elmaları (hem taze, hem kurutulmuş!) ilgilenenlere ulaştırmak için bir yol yöntem geliştirmeye niyetliyim…
Mandalina konusu (2018): Aynı şey şahane Şirince mandalinleri için geçerli. Benim bahçelerimin efendisi, Şirinceli Tayfun’un toplayıp göndereceği, böylece hem onun hem değerlenen mandalinlerin kazanacağı bir yol bulacağız seneye. Bu müthiş mandalinleri bulmak için ne uğraşıp didiniyor, ne paralar ödüyorsunuz siz o şehirde! Onun yerine kargodan alıverirsiniz…
***
İşte böyleyken böyle! İyi, doğru, hakiki gıdaya ulaşmak için bildiklerimi, aklıma gelenleri paylaştım. Hepsine bayılmayabilirsiniz, örneğin yerel tüketim için kargoyla gıda gönderimine karşı çıkabilirsiniz, veya başka nedenlerle başka şeylere… Tabii ki, herkesin kendi değerleri, kendi tercihleri ve öncelikleri olacak, olsun lütfen! Siz de kendi keşfettiğiniz iyi kaynakları (veya kötülerini!) bana geri bildirim yapın. Bizim gibi bilinçli insanların görevi değil mi, küçük ve iyi üreticiyi, doğru bir iş yapmak için didinen insanları, ülke tarımını ve sürdürülebilirliğini desteklemek; “kötü” gıda üretimini yenmek için hem üreticiyi, hem tüketiciyi bilinçlendirmek?!
Hepimize kolay gelsin.
(Aralık 2017)