
Dürüst olmak. Doğrusu, kendi adıma, hayatta üzerinde düşünmeye çok az zaman ayırdığım bir kavram. Önemsemediğimden falan değil, tam tersi: O kadar önemli, o kadar temel bir kavram ki benim için, o kadar bir temel yapı taşım olarak görüyorum ki dürüstlüğü, zaten var olduğunu, hayatımın onun üstüne kurulu olduğunu düşünüyorum.
Düşünüyordum.
Özgürlük, keza. Onsuz olabilir miyim? Ben, Candan – ne münasebet!
Ama bir an bir şey düşündürdü beni ki: Ben dürüst bir insan değilim. Hasılı, özgür bir insan değilim. Hadi bakalım, buyur burdan yak.
***
Dürüst değilim, insanlarla, ilişkilerle, duygularla ilgili olarak. İnsanlara kendimi sevdirmek, beğendirmek, kabul ettirmek için rollere giriyorum sürekli, gerçekleri büküp yamultuyorum, eldeki verileri manipüle ediyor, olduğum gibi olmak dışında her şeyi yapıyorum. (Kendini sevdirmeye çalışan halin buysa, diye başlamayın ey uyanıklar!..) Dolayısıyla, bu “düzenbazlığım” beni sınırlıyor, kısıtlıyor, tutsak ediyor.
Aman Tanrım!
Bu noktaya gelince, gönüllü veya zaruri, takkeyi önüne koyup düşünmek lazım geliyor, “Peki o halde dürüst olmak ne?” diye. Bir Aman Tanrım daha: Dürüst olmak, kendine, kendinle ve duygularla ve insanlarla ve ilişkilerle ilgili olarak dürüst olmak, dehşet verici bir şey! Korktuğunda korkuyorum, hoşlandığında hoşlanıyorum, istemediğinde istemiyorum, farklı düşündüğünde katılmıyorum, sıkıldığında ben sıkıldım yahu demek, ne kadar zor…
Bir düşün, ya seni kaba bulurlarsa? Sana gıcık olurlarsa? Seni uyumsuzlukla suçlarlarsa? Sana laf eder, oyunbozan muamelesi yaparlarsa? Senden uzak durmak isterlerse? Peki ya sen kendini kaba, sevimsiz, uyumsuz, terso bulursan?!? Daha sevilir, daha sevimli, daha herkesi memnun eden bir insan olmak istersen?.. Hah, işte o zaman o takke işe yarayacak: Diyeceksin ki, herkesi mi, Candan’ı mı memnun etmeliyim öncelikle? Herkes kendi “can”ını memnun edecek…
Şu an yabancılarla çevrili olduğum bir ortamdayım örneğin, ve onlara, Türk insanının neden “beğenilmek ve uyum sağlamak odaklı” evrildiğini nasıl anlatacağımı düşünüyorum, çocuklarımızın (çocukluklarımızın) neden ve nasıl Fransız çocuklarından ve İngiliz çocuklarından ve Latino çocuklardan farklı olduğunu… Misal annesi Alman olan arkadaşımın bizlerde olan saçma kısıtlamalara kendini tabi tutmadığını, canı sıkıldığında arkadaşıyla gittiği filmden çıkıp gittiğini, tatile yakın arkadaşları yerine o sıralar keyifli bulduğu koşu hocasını çağırdığını, uzun zamanda ayarlanmış kalabalık bir rakı sofrasına oturup “Canım bu akşam içmek istemiyor,” dediğini… Okurken bile “Aa, ne ayıp, yapılır mı hiç! Pek de sevmiyor demek arkadaşlarını,” demiyor musunuz? Oysa o sadece kendine sadık kalıyor – kendini memnun ediyor!..
***
Dürüst ve açık olmak: Bu ayki hedefim bu. Bu ay tanışacağım herkesle dürüst, doğru, açık bir insan olarak bağ kurmak, açık ve net iletişim kurmak; sonra da bu yeni -dürüst ve özgür- insanı öyle, olduğu gibi korumak.
Dürüst olmak, bizi ciddi bir koruma kalkanından yoksun bırakıyor aslında. Gizlenmek, saklanmak, gerçeği yamultmak kolay gelen seçenek, çünkü o şekilde istediğin gibi (olman gerektiği gibi!) görünebiliyorsun. Oysa olduğun gibi olmak sana tek bir seçenek veriyor! Ee, ben ne güzel garsona başka, patrona başka, gıcık olduğum insana başka, sevgili arkadaşıma başka, mesaj yazarken başka, toplantıya girerken başka, binbir çeşit, duruma uygun kılıklarıma girip rahat rahat rollerimi oynuyordum… Şimdi, yönetim kurulu toplantısına pijamayla katılmış veya okula terlikle gitmiş gibi olacağım!
Niçin? Neden bu ıstırap? Sopanın ucundaki havucu gözden kaçırmayalım: Özgürlük için. Bu devrimin sonunda özgürlük var çünkü: istediğin zaman, istediğin yerde, istediğin gibi olmak özgürlüğü.
Şimdi, o halde, evrenin (içindeki sizlerle birlikte) koşulsuz, sınırsız desteğini talep ediyorum ve bütün kıyafetlerimi, bütün rollerimi ve bütün kalkanlarımı geride bırakmak üzere, çok zaman önce kalkışmam gereken, çok temel ve çok gerekli bir işe soyunuyorum: dürüst olmak!
(Ocak 2018)
*İncil, Mesih İsa’nın sözlerinden.