İçeriğe geç

Kendime sahip çıkmak, veya “Bir kahve içelim…”

Üç yıl olmuş, inanılır gibi değil. Ben “yılsonu raporları”nı her yıl kaleme aldığımı sanıyordum;  meğersem ne geçen yıl, ne önceki yıl yazmışım. 2022’yi değerlendirdiğim en son raporum ise tarihten bir yaprak gibi…

Biraz ite kaka klavyenin başına otururken kafamda karışık düşünceler, hisler. Yazmaya başlamak bile zor. Dört ay olmuş hiçbir şey yazmayalı. Neden derseniz…

Sıkkındım. Biraz da bıkkındım. Dünyanın ve memleketin hallerinden en çok. Sonra, yani bunun üstüne, sıkkın ve bıkkın olduğumu paylaşacak, istim atacak kimsenin gözükmediğini fark ettim çevremde… Nerde herkes?!

Herkes çok meşgul, herkes çok sıkkın, herkes çok zorda, darda… Herkes altı ayda bir kahve içmek istiyor, kahveye herkes var, kahve kolay. Daha fazlasına kimse talip olamıyor, nerden çıkmış öyle bir günü, bir geceyi, birkaç günlük tatili veya bir haftalık hayatı paylaşmak?! Peki ama altı ayın, bir yılın hayatını, 55 yılın sıkkınlığını bir kahvede dökebilir mi ortaya insan? İyiyim desen yalan, kötüyüm desen dünyaya ayıp… Her halukarda bir saatlik, iki saatlik ilgi ve alakanın bir insanevladının -güzel bir kahve ile şanslıysak leziz bir pasta dışında- anlamlı bir şey paylaşması için yetersiz olduğu hepimizin malumu. Hele de bir değil, iki ayrı hayat yaşayan iki ayrı insanevladının. Eh o zaman niçin bu kahve?

Ha derseniz ki, ben zaten o zamanda o kahveyi içeceğim, kahvemi yudumlarken oturup instagram bakacağım… Hayatı ordan takip edeceğim yere, gel o kadar süre sen otur yanıma, sen anlat geçen yıl ne yaptın, gelecek yıl ne yapacaksın… Peki anlatayım da, “To what end??” Yani diyelim ki geçtiğimiz yıl sıkkındım, e şu an bundan sana ne?! Yanımda olmamışsın, sıkıntıma ortak olmamışsın, şimdi zaten sıkıntı geçmiş veya geçmekte, niye anlatayım şimdi bunu sana?

Veya diyelim ki gelecek yıl Kuzey Kutbu’na gideceğim, tangoya başlayacağım veya New York Maratonu’na katılacağım, bunlara veya heyecanıma ortak olmayacaksan, birlikte plan yapmayacaksak, ne bu sinemaya gitme faaliyeti mi, birbirimizi eğlendirmek için mi ayrı ayrı yaşadığımız hayatları anlatalım?! Yani amaç “bilgi edinmek” ise, eh zaten instagram aşağı yukarı o işlevi görüyor, kalkıp “live” anlatmam yerine ordan takip edebilirsin. Şahsen benim için, bir kahve süresince oturup canlı yılsonu raporu vermenin ig’da like almaktan pek de daha mutluluk verici veya daha tatmin edici bir yanı yok (güzelse, kahve hariç)… Eğer öyle olduğu izlenimini verdiysem, veya şimdi bu gerçeği açıkça ifade etmem canını yaktıysa, kusura bakma. Hedefim kalp kırmak değil, kendimi korumak. Daha net ifadeyle, kendime sahip çıkmak.

Ben içedönük yapımı, kendi başıma veya köpeklerimle kalma arzumu, hayatımı dolduran bin bir uğraşı ve bunlardan gelen fiziksel ve mental yorgunluğu bir kenara koyup zamanımı biriyle geçirmeyi seçeceksem, bunun karşılığı pasif bir şekilde rapor vermek değil, aktif olarak hayatı paylaşmak olabilir ancak! Yani güzellikleri paylaşarak çoğaltmak ve sıkıntıları paylaşarak azaltmak, yani birlikte bir şeyler yaparak zamanı “değer”lendirmek, yani yeni anılar oluşturmak, yani misal güzel bir şeyler pişirip yemek, yeni bir şehir gezmek, eşli pişti veya monopol oynamak, tatil ve deniz ve keşif, çocuk büyütme, köpek büyütme, müze veya sergi gezme, ev dekorasyonu yapma, bisiklet gezisi, resim kursu, güneş batışı veya yıldız yağmuru, kokteyl içerek fotoğraf albümü bakma, okuduğun kitabı yorumlama, dizi izleyip çekiştirme, karşılıklı aile dramları yorumlama, şu bu… Yani enerjimizi paylaşma, yani birbirimizi anlama, yani hayatlarımıza bir boyut katma. Yeni anı yaratma saiki, isteği, dürtüsü hayatımızdan uzaklaştıkça, imkanı da uzaklaşıyor sanki. Çok zor, diyoruz, nasıl olur, imkansız o kadar zaman ayırmak… Onun yerine bir kahve içelim, yaşadıklarımızı özetleyelim. Chandler’ın ifadesiyle, “This was great, let’s do it again sometime!” Veya Burhan’ınkiyle, “Sık sık görüşelim, altı ayda bir falan…”

* * *

İşte anlaşıldığı gibi ben 2025’i böyle geçirdim… Biraz sıkkınlık, biraz şaşkınlık, biraz üzüntü ile. Çok sevdiğim, daha doğrusu karşılıklı birbirimizi çok sevdiğimiz, birlikte güzel zaman geçirdiğimiz, anlamlı, zenginleştirici, iyileştirici paylaşımlarımız olan, hep belli bir eşiği geçince ve belli bir duruma ulaşınca daha rahat zaman geçireceğimizi vaat ettiğimiz, ama bir türlü o eşiğe ulaşamadığımız yakınlarımla uzaklaşmanın üzüntüsüyle. Arkadaşlık bu kadar zor bir şey olmamalı. Hatta hayat bu kadar zor bir şey olmamalı. Bu yaşımızda, gençliğin hırs ve arzularını, çocuk büyütme ıstıraplarını, hayatta bir yer edinme uğraşlarını falan geride bıraktıktan sonra, aşağı yukarı sağlıklıyken ve karnımız tok, sırtımız pekken sevdiğimiz insanlara zaman ayır(a)mıyorsak, burda epey acı bir durum var bence.

Bir kahvelik özeti şöyle geçeyim ben yine de, hem eğlenmek isteyene, hem bana bir nevi toparlama olsun: 2025’te köpeklerimden Simba aniden hayatımdan gitti, aynı beklenmediklikte Doggy rüzgar gibi geldi, Limu’ya ikinci bir ölümcül hastalık teşhisi kondu, Zelda tuhaf metabolik durumuyla mücadele etti, eşeklerimizden Maria ikinci bebeğini doğurmak üzereyken aramızdan ayrıldı. Bali’de eşsiz güzellikte bir ay daha geçirebildim çok şükür ve her an tekrar gitmeyi hayal ediyorum. Annem büyük bir partiyle ve biz çocukların başarılı organizasyonuyla 80’inci yaşını doya doya kutladı. Zor da olsa San Sebastian’daki evim oturulur hale geldi ve Altın Vizem çıktı. Bünyan’daki şirketlerden süt çiftliğini tam olarak kapattım, diğer döküm tesisi zorlu mücadelesine devam ediyor. Yine Bünyan’daki gençler için vakıf faaliyetleri hala hiçbir sahip çıkan veya katkıda bulunan olmadan benim enerjimin yettiği kadarıyla sürüyor. Camino çılgınlığı Robert Kolej camiasında yayılmaya devam etti ve bu yaz başı beş lise arkadaşı birkaç yüz kilometre birlikte yürüdük. Bir motor turu şirketiyle yaptığım iki haftalık Norveç turu zor ama şahane geçti. Onlarca yıldır bilgelik öğretilerinin içinde bulunduğum Işık Yazan’ın çevrimiçi derslerine katılmaya başladım. Zeytin sezonu yine bizi şaşırtarak bizi şaşırtmadı. Işık gibi, çiçek gibi Bünyanlı kızımız Ceylin bir trafik kazasıyla bir anda melek olarak bizi derinden sarstı. Hangisinden konuşalım kahve içerken? Yoksa böyle başlık halleri mi en pratik?

2026’yı nasıl geçireceğimin planlarını veya niyetlerini de özetleyebilirim bir kahvelik, özet olunca daha da egzotik gelebilir kulağa hem: Tabii hepsi Büyük Şef’in takdirine tabi olarak, köy evimi ileri yaşlarımda da rahat kullanabileceğim konfora getirmek için büyük bir tadilat, Güney Afrika’da 10 günlük bir motor turu, Bünyan’da bir sanat atölyesi veya sempozyumu, San Sebastian keyiflerine eşle dostla devam, yine yeni peregrino ekibimizle yeni bir Camino seferi, ve en çok da yenilenmiş evlerimin keyfini sürme.

Ama en esas ve en öz 2026 niyetimi söyleyecek olursam, altını çizerek, kendime sahip çıkmak. İsteklerime, tercihlerime, duygularıma, düşüncelerime, zayıflık veya eksikliklerime, yapabildiklerime ve yapamadıklarıma. (Misal, şu an okuduğunuz gibi, düşüncelerimi içimde tutmak ve mış gibi yapmak, yapamadıklarımdan.) Kendime zaman ayırmak, kendimi önceliklendirmek. İnsanlarla iletişimimde daha net ve açık olmak – ki bu tekrar bir niyet aslında, “karşımdakini kırmadan kendimi tam ifade etmek”. Ve yine bir bu kadar değerli ve aslında bunların sonucu olarak, yanıbaşımdaki dağlarda tepelerde amaçsız gezintilere çıkmak, şöminemin yanına yatıp ateş çıtırtıları eşliğinde şiir okumak, bütün bir günü köpeklerime bakım yaparak geçirmek, gönlümce Monocle, Wallpaper ve Cornucopia dergilerine bakmak, çok sevdiğim eski filmleri tekrar izlemek ve bahçede sırt üstü yatıp yıldızları saymak… Kasten yaşamak.

Bugün 3 ocak, kurt dolunayı imiş. Bilen bilir, kısmen kurtum ben, çok değerli yaşamlarından bazılarını Altay bozkırlarının derinliklerinde geçirdim. Yabanlık, yabanilik karmik olarak işli varlığımda. “Bozkırkurdu” kadar soliter olma imkanım olmadı yaşam koşullarımdan, çevremden, başka tercihlerimden… Ama yine de, “Some days I am more wolf than woman. And I am still learning how to stop apologizing for my wild.” Hassas insanlar çevrelerinden özür dilemiyor, “Kusuruma bakmayın, şu durumdan çok sarsıldım,” falan diye. Hasta olan, ağrısı olan, ameliyat olan özür dilemiyor. Öyle bir hakları var doğal olarak. Zamanını belirli bir şeye adayan özür dilemiyor, “Bu sıralar spora öncelik verdim,” veya “Bugünlerde kendimi seramiğe ayırdım,” diye. E, ben ben olduğum için niye özür dileyeyim??

Niyetten öte, 2026 için kendime hatırlatmam, sözüm olsun tüm bunlar… Evrene beyanım olsun, 2026’da kendime zaman ayırıyorum, kendime sahip çıkıyorum ve daha kendim oluyorum. Her türlü beklentiden, baskıdan, normdan muaf. Kendim olduğum için özür dilemiyorum, kendimi gereğinden çok açıklamaya çalışmıyorum, kimsenin kalbini kırmıyor, kendimi açıkça ifade ediyor ve her an tercihlerime sahip çıkıyorum.

Darısı herkesin başına.

(Aralık 2025)

Kategori:Ordan burdan insandan...