İçeriğe geç

Yeşilin bitmeye mahkum hükümranlığı

Doğayı güncellemek o kadar kolay iş değil, hele bu mevsimde, her şey takip edilemez hızda bir değişim, dönüşüm içindeyken. Daha birkaç esaslı yazı eder bu haberler ama en iyisi ben size doğa haberlerinin “krem dö la krem”ini toparlayayım. Evet, rakım 364, nüfus 1+ 3, Karıncalı Çiftlik civarında örneğin bugün çıkılan yürüyüşte puslu güneşin Pamucak Körfezi üzerinden alçalması izlenirken tesadüfen karşımıza çıkan (arasan bulunmazlar!) sarmaşıklar ve tilkişenler toplandı, toplanırken bir yandan taze taze yendi, yine de bir demet kadar eve varmayı başardı. Yürürken tilkişenin en güzelini seçtim, büyük bir zevkle kafasını ısırdım, yahu bu niye ekşi derken sapına bir baktım karınca kaynıyor… Eh, onlar da ekşi oluyor tabii!

Ve ayrıca yürüyüşte bir kez daha saptandı ki zeytin ağaçlarının hiçbiri çiçek açmamış henüz. Ben her gün benimkilere bakıp bakıp dertleniyordum da, hâlâ açmadılar diye… Ama gözümüz aydın, akasyam açtı! Bu ilk kez olan bir vaka, pek de cılızdı akasyam, o yüzden kendisinden bir beklentim de yoktu ya çiçek açacağı varmış artık bu sene. Ah, şimdi Meryem Ana evinin civarı ne güzeldir, dev beyaz akasyalarıyla, salkım salkım çiçekleriyle… Ağaçlardan gülibrişim, hani İstanbul’da da sokaklarda falan olan, bulutumsu pembe çiçekleriyle harika kokular saçan akasyagil, en son yaprak döken olduğu gibi en son canlanan oldu bütün flora arasından. Geçen yaz bile bir parça gölgesini görmüştük bir tanecik gülibrişimimin, bu sene bakalım bizi gölgesinde oturtacak, kokularına gark edecek kadar büyümüş mü, göreceğiz.

Mürverlerim ise tamamen kendi hallerindeler, çiçek falan yok daha ortada (tövbe! kenarda kaldıklarından görülmemişler ama aslan gibi üç çiçek var), diktiğim yamaçta mutlu olurlarsa tüm yamacı kaplayıp birkaç seneye beni çiçek uğruna yol kenarlarında perişan olmaktan kurtaracaklar inşallah. Çiçeklerini şerbet yaptığımı biliyorsunuz tabii, özellikle de yazları buraya gelen ve içme fırsatı bulanlar. Mürver şerbetimden de pek dağıtmadığımı, çünkü dağıtmayı kabul etsem talibinin çok olduğunu, o kadar çok mürver şerbeti yapamayacağımı ve ayrıca yerinde ikram etmek için kalmayacağını burada yeri gelmişken ifade edeyim – sorulursa reddedemiyorum çünkü!

Mürver çiçekleri (ki burada patlangaç derler) baharın ilk güzel kokulusu; hemen ardından mandalin ve turunç çiçekleri geliyor hafif, parfüm gibi kokularıyla, ve sonra da sapsarı görüntüleriyle nedense bir koku beklentisi vermeyen katırtırnakları. Yani şu anda deniz seviyesindeki kasabada tüm bu kokular bir arada mevcut. Benim katırtırnaklarım ise mesela bu sabah tamamen tomurcuklardı, akşamüstü bir kısmı açmıştı! Mandalinlerim ise açtı mı, bilmiyorum: Bahçenin aşağı kısmında kaldıklarından ne görüntü ne koku alabiliyorum, gidip kontrol etmem lazım.

Bir de hayvan haberleri var bahçeden tabii: Tayfun’a bahçede çalışırken kaplumbağa yavrusu gördü mü diye sormamdan bir, iki gün sonra elinde ufacık bir şeyle geldi: Daha yumuşacık bir kaplumbağa, bir ot kümesinin dibinde bulunmuş, herhalde yumurtadan yeni çıkmış! Bacaklarını bile gerektiği gibi tutamıyor şaşkın. Biraz sevdikten, resimlerini çektikten sonra ayak altı olmayan bir yerde otların arasına bıraktım keratayı. Bir de sincabımız oldu, bahar şaşkını: Sabah kalktım ki köpekler terastaki direklerden birinin dibinde pek ciddi oturuyorlar, bir baktım direğin tepesinde bir sincap! Ağaç diye tırmanmış herhalde, orda kalmış tepede bir başına, aşağısı köpek dolu diye inemez de… Neyse köpekleri bağlayıp onu da korkutunca bir güzel zıplayıp kaçıverdi. Gerçi Bozo daha sonra kaçtığı ağacın tüm dibini kazarak onu orda da yakalamaya kararlı olduğunu gösterdi ama şimdilik tırmanma becerilerine sahip olan sincap kazanmış durumda.

Evde de kendi yetiştirdiğim(!) yeni nesil süleymancıklar faaliyete geçiyorlar yavaştan; sabaha karşı seslenmeleri bir yandan, yerde, yatakta, her yerde duvarlardan ve tavandan döktükleri pislikler öte yandan. Bu sevimli ve hızlı sürüngenlerle başa çıkmak, yani evden yok etmek için bir önerisi olan varsa kendisine güzel bir köy evinde bir hafta tatil hediye etmek istiyorum, duyduk duymadık demeyin… Pek yakında bülbüllerimiz de gece mesailerine başlayınca buraların tadına doyum olmayacak çünkü.

Sonra bahçeler sürülecek, papatyalar, gelincikler, sarı turpotu çiçekleri ve eflatun gülhatmiler toprağa karışacak. Sonra gelecek kocaman mayıs papatyaları saban değmeyen yerlerde, kenarlarda, yamaçlarda. Sonrası ise sıcaklık, kuraklık, sabah erken bastıran güneş, sararan otlar… Yaz gelecek devirecek yeşilin tahtını.

(nisan 2007)

Kategori:Orda Bir Köy Var Uzakta