İçeriğe geç

Gitmek

Herhalde sanıyorsunuz ki oh ben ne kolay gidiyorum. Pılıyı pırtıyı pıt diye toplayıp, aldım mı başımı bir anda “Ver elini yaban eller,” diyorum…

Saçlarımı savurarak yollara atılıyor, pervasızca, umursamazca, geride bir şey bırakmamanın hafifliğiyle uçarak uzaklaşıyorum olay mahallinden…

Ve fakat ne münasebet! Ne kadar çok ayrı nedenden, ne kadar da zor gidiyorum aslında. Gidebilmek için nasıl bin dereden su getiriyorum!

İlla ki köpeklerimde aklım kalıyor misal. Mutlaka özel ilgiye ihtiyacı olan oluyor, ilaçları verilecek, durumu takip edilecek, hava soğursa paltosu giydirilecek veya ıslanan minderi değiştirilecek. Hiç bir şey olmasa da onlara safi sevgi verecek, dakikalarını sadece bunun için ayıracak, hasılı yüreklerini doyuracak biri olmuyor yanlarında. 

Evde yapılacak işler zaten hep kafamda, şunu yapsaydım bunu etseydim… Kıştan evvel güneş enerjisine antifriz koysaydım, soba borusunu temizleseydim, zeytinyağı deposunu toparlasaydım, bahçeden kozalak toplasaydım. Yazdan evvel sebze bahçesini hazırlamak gerek, fideleri toparlamak, kompost oluşturmak, solucanları beslemek. Şu ustayı da çağırsaydım, bu odaya da kanepe alsaydım, kamyoneti de servise götürseydim. Üreten, çalışan, gelişen bir bahçeli evde iş biter mi?

Ya bahçe? İşi gücü bir yana, aman armutu inciri hünnabı kaçmasın… Gideyim gitmesine ama döndüğümde kirazlar kayısılar duracak mı? Zeytinlerin başına ani bir iş gelip dökülmüş olacak mı? Hurmalara peki, alakabaklar kara tavuklar didiklemeden önce yetişilebilecek mi? Kozalakları yağmurdan önce toplamak, zeytin hasadından önce bahçe işlerini hafifletmek, baharda coşmadan otları biraz yolmak gerek… Her zaman bir şeyler gerek! 

Buna bir de sosyal tercihlerimizi ekleyelim, hadi bakalım, al sana içinden çıkılmaz bir hendese… Ahbaplar, komşular köye geldiğinde orda olmak en iyisi, paylaşacak çok şey var. Hep bir ziyaretçiler var heyecanla çağrılan, köy hayatına ısındırılacak, Karıncalı Çiftliğe tanıtılacak. Yenilecek balıklar, denenecek lokantalar, sohbet edilecek pazarcılar, kutlanacak bayramlar seyranlar var. Misal her Noel’de Meryem Ana’ya çıkma rutinimiz var. Paskalyalar, 15 ağustoslar, kendime özel ayırdığım 3 aralıklar, her birine takvimde kocaman çarpılar. Kurban paylaşacak Memet amcalar Şenay teyzeler, bayram ziyaretinde öpülecek eller…

Her sefer kendime bin bir dil dökmem, hadi o kadar olmasa da gitmek için nedenleri tek tek sıralamam, kalmanın da öyle dikensiz gül bahçesi olmadığını hatırlatmam gerekiyor. Kaldığımda başıma gelecekleri ve gidersem yaşama olasılığım olanları. 

Her seferinde var bu mücadele çünkü kalmak hep daha kolay! Daha akıl çelici ve alışıldık ve normal. Çoğunluk, yani insanlar, yani sizler, kalıyor çoğunlukla. Bir kez daha naçizane kulunuz baş kaldırıyor, düzeni bozuyor, suları bulandırıyor… Bir kez daha, “Of yine mi mücadele!” diyor: “Tek arzum ‘istediğim zaman, istediğim yerde, istediğim gibi olmak’ iken niye sürekli mücadele vermek zorundayım?!”

Diyor demesine ve fakat yine pes etmiyor, kolaya kaçmıyor, havlu atmıyor. Sanırım söylendiğim bir dönem vardı, nedir bu mücadele mücadele diye isyan ettiğim ama alıştım artık, bünyenin parçası oldu… Her ne ise gitmenin bedeli, ödeyeceğim diyorum. Köpeklerime söylüyorum: Anne kendini bu kadar mutlu etmese, kendini bu kadar özgür hissetmese sizi de bu kadar sevemez evlatlarım… İşlerime, işyerime diyorum: Bu kadar değişik yerler görmesem, bu kadar farklılıklar yaşamasam yaptığım iş de sıradan olur, vasat olur, üstüne bir de zorunluluktan olur…

Yolculukta yorgunluklardan, eksikliklerden, sorunlardan veya rötarlardan şikayet edesim geldiğinde kendime hatırlatıyorum: Bunu ben göze aldım. Gitmeyi seçtim, bu riskleri kabul ettim. Ne kadar şanslıyım ki bunu yapabilecek cesaretim, enerjim, zamanım ve param var. Bir uçağa, bir arabaya atlayıp bambaşka bir yerde, bambaşka bir şekilde var olabiliyorum. Gerektiğinde bunun için tüm bedelleri ödeyeceğim. 

Çünkü benim hayatımı nasıl yaşamak istediğim benim işim, benim tercihim. Benim isteğimi toplumun beklentisi, doğrusu, isteği ucundan bile törpülemeyecek. Benim özgürlüğüme hiçbir el, hiçbir dil uzanmayacak. Kalkan kaşlar, ok gibi atılan sorular, uçuşan imalar. Bunlardan örselendiğim devirleri de geçtim, artık vız gelir tırıs gider diyorum! 

Özgürlüğün bedelleri var; gücüm yettiğince ödeyeceğim. Çünkü Pessoa gibi benim de yegane tercihim o, amacım, gücüm ve var oluş nedenim:

No el placer, no la victoria, no el poder. La libertad, unicamente la libertad!*

(Ekim 2020)

Kategori:Ordan burdan insandan...