İçeriğe geç

İnsanoğlunun en ‘sıkı’ arayışı: Aidiyet

Değiştim.

11.000 metre yükseklikte, ayaklarımı uzatmış önümdeki 11 saate bakarken aklıma pıt diye bu cümle geldi. Değiştim. Ne kadar umut verici bir cümle, ne kadar anlamlı tek bir kelime…

Nerden nereye geldim. Rahatım bir kere. İnsan kendine inanınca demek böyle oluyormuş. “Ben her an, olabildiğimin en iyisiyim”e inanınca, “Olduğum gibiyim ve olduğum gibi harikayım”a güvenince. İstediğin gibi olmak, olduğun gibi olmayı kabul etmek ne rahatlatıcı bir şey: Ben böyleyim!

Seneler önce, “Olan olduğu gibidir,” cümlesini ilk duyduğumda ne kadar yadırgadığımı hatırlıyorum. Olamazdı çünkü, olanın olduğu gibi değil çok daha iyi, çok daha doğru olması gerekti! Kabul etmek eziklikti, yaşamın temel ilkesi mücadele etmekti, olanla, kendinle, başkalarıyla, yanlışla…

Şimdi, Tanrım ne büyük mutluluk -aslında mutluluk hissi bile bilinçli bir düşünce gerektiriyor, doğrusu başka, daha derin bir his- ne büyük ferahlık, yanlış diye bir şey görmemek. Anlık olarak öyle algılasan bile durup, “O da öyle,” “It is as it is,” diyebilmek – insiyaki olarak.

Hem bir dakika: Tanrım, yanlış yok, demek ki… Olabilir mi gerçekten? Yanlış yoksa, demek ki ben dünyayı düzeltmek zorunda değilim!

Gerçekten mi?! Bu (şimdiye kadar yaşam mottom olarak benimsediğim) vazife, aslında benim vazifem değil mi gerçekten? Dünyanın düzeltilecek bir şeyi yok ve sadece benim kabullenmeme bakıyor her şey. “O da öyle.” “Olan olduğu gibi.” Ben olduğum gibiyim ve olduğum gibi harikayım. Herkes olduğu gibi ve olduğu gibi harika. Tanrım, hayat ne harika! Tam şu şarkı sözündeki gibi aslında: Right now is just a space between ice ages!

Utanmıyorum bile. Utanma, gücenme, gizleme, mahcup olma, ne yapacağını bilmeme, kıyaslama, yargılama durumlarımdan uzaklaştım. Utanacağım yerde, “Ya evet, o zaman öyle yapmışım, şu zaman öyle bir insanmışım, ben bunu artık yapamıyorum,” diyebiliyorum kabulle. Hayatı kabul edince, gurumun hep söylediği Yüce Plan’ı, onun mükemmelliğini kabul edince insan kendini de kabul ediyormuş demek.

Çok eski -ve çok yakın- bir arkadaşım da dedi geçenlerde, Değişmişsin, diye. En kılçık zamanlarıma tanık olmuş talihsiz sevdiklerimden biriydi. Düşündüm, değişmesem olmazdı! Burda, doğanın bağrında, evimdeki engereği ve köpek yavrumun bebek kaplumbağayı kıtır kıtır yemesini ve doğanın kendimden önce gelen bütün şaheserlerini ve dipsiz cehaleti ve dahi kırsal yaşamımla birlikte gelen her şeyi bir bir, söke söke kabul etmişken, kabul etmeyi öğrenmişken, mücadelenin faydalı ve faydasız olduğu durumları idrak etmişken, değişmesem olmazdı.

Allaha şükür ki değiştim. Ne güzel, darısı herkesin başına! Her kalıba giren, her kalıbı yıkan, kendine gösterdiği müsamahayı herkese gösteren, beş yıldızlı otelde yanında oturan insanı köydeki komşusundan yukarı görmeyen, tuvaleti temizleyen kadınla veya atını süren çiftçiyle, lüks restorandaki lüks müşteriyle veya kokoş butiğin sahibesiyle aynı rahatlıkla konuşan, canı istediğinde de “Biraz susmak istiyorum,” diyerek susabilen, bunu yapabilmenin mutluluğuyla daha kabullenici olan bir yeni Candan var karşımızda.

Sınırlarını, kapasitesini bilen ve kabullenen, “Ben şunu yapamam, ben bunla başa çıkamam, ben onu sevmiyorum ve bende bir sorun yok,” diyebilen. Tercihlerini özgürce kullanan: Ben şimdi uyumayı tercih ediyorum. Ben oyun oynayarak dinlenmeyi tercih ediyorum. Ben biraz sessiz kalmayı tercih ediyorum. Ben her an sosyal olmayı istemiyorum, ben böyle iyiyim. Oooh, yaş almak ne iyiymiş yahu! “I am as I am, where I am.”

Seneler evvel, bir köy düğününde, köyün küçük meydanında zeybek yapanları nefes alamadan seyretmiş, ardından ruhsal gözyaşları içinde karanlığın kalbine, köyün dışına yürüyerek, hiç bu zeybek oynayan adamlar kadar “ait” olmadığımı, olamayacağımı düşünmüştüm. Şimdi işte, bunca zaman ve karmaşa ve tuhaflık ve yadırganmadan sonra şimdi, artık “ait”im, ait olduğum yerdeyim: her yerde ve hiçbir yerde. Benim yerim burası: Tanımlanamayan bir nokta, ama ait yine de! Çünkü ben böyleyim. Olduğum gibiyim ve olduğum gibi harikayım. Herkes olduğu gibi ve olduğu gibi harika.

Çoook uzun zaman önce okuduğum gibi:

“Bugün hayatımda her şey bütün ve tam,

Bugün her şey tam olması gerektiği gibi…”

 

Howard Zinn – Noam Chomsky’nin Occupy kitabından:

“Kötü zamanlarda umutlu olmak, sadece aptal bir romantizm değildir. İnsanlık tarihinin sadece acımasızlıktan değil, aynı zamanda şefkat, fedakarlık, cesaret ve iyilikten oluştuğu gerçeğine dayalıdır.

Bu karmaşık tarihçede neyi vurgulamayı seçtiğimiz, yaşamlarımızı belirleyecektir. Sadece kötüyü görürsek bu, bizim bir şey yapma kapasitemizi zedeler. İnsanların muhteşem davrandığı zamanları ve yerleri anımsarsak -ki bunlardan çok vardır- bu bize harekete geçmek için enerji verir ve dünyanın bu delirmiş gidişatını başka yöne çevirme ihtimali belirir.

Ve eğer harekete geçeceksek, bu ne kadar küçük olursa olsun, büyük ütopik bir geleceği beklememize gerek yok. Gelecek, sonsuz sayıda şimdinin birbirini izlemesinden oluşur, ve şu anda çevremizdeki tüm kötülüğe kafa tutarak, insanoğlunun yaşaması gerektiğine inandığımız gibi yaşamak kendi başına müthiş bir zaferdir.”

(Mayıs 2015)

Kategori:Ordan burdan insandan...