Bir watt ışık gerçekten sık sık anıldığı gibi bir mum ışığına denkse, yirmi kadar mum daha yakarsam uygun bir okuma ışığı elde etmiş olacağım. Evet, doğru tahmin ettiniz, elektriğim kesik. Soğuk sessizlikte sekiz zafer saatini doldurmuş bulunuyorum ve sanırım artık umut yok: Bu gece elektriksiz geçecek! Ama ne gam: Şikayetim yok…
Ne de olsa dağda yaşamayı seçen benim. En büyük, en modern, en kalabalık şehirde yaşamak istemediğini anlayınca uygun bir köy bulmak için bütün güney sahillerini gezen, nihayet Ege’de İzmir’e yakın bir dağ köyünde aradığı her şeyi ve daha fazlasını bulan. Normal şartlarda köyümüzün bir eksiği de yok aslında – elektrik, su, telefon, ulaşım, özel televizyon yayınları hatta ADSL hizmetlerimiz dört dörtlük, ama tabii şartların normal olmadığı zamanlara müsamaha göstermek kaydıyla. Bu demektir ki kış ortasında bir gece rüzgârlı yağmur fırtınası çıktığında elektrik kesilmesi, kurak bir ağustosun ortasında suların kesilmesi gibi, beklenebilir bir durum.
Doğrusu elektrik yetkililerinin bu durumda bir çaba göstermesi bile beklediğimden fazlaydı. Gerçi ilk iki arayışımda bir girişimde bulunan olmadı ama üçüncüde arzu ettiğim “Tamam abla, bir bakalım,” yanıtına ulaşmıştım. Tabii bunda, ‘havanın kalkıp arızaya bakmak için pek karanlık ve yağmurlu olduğu’ yolunda imada bulunmamın da etkisi olmuş olabilir. Ama ekip, tepenin arkasında yer alan trafoya giderken toprak yokuştaki çamurlu virajı alamayıp kamyonetle kaya kaya geri dönmek zorunda kaldığında, havanın gerçekten de arızayla ilgilenmek için uygun olmadığını kabul etmek zorunda kaldım. Yolun düzgün olduğuna onları temin eden de bendim ya, gerçekten kış yağmurları dağıtmadan evvel -otoyol sayılmasa da- kamyonetle, motorla çıkılır durumdaydı…
İşte böylece iyi niyetli elektrikçiler dağdan gerisin geriye dönünce bana da geceyi karanlıkta geçirmek kaldı. Uzaktan çok kabullenilemez gibi gelse de, başa gelince böyle şeyler ilginç, eşsiz deneyimlere dönüşebiliyor. Şimdi örneğin evdeyim, mumlarımı stratejik noktalara yerleştiriyorum, zeytin odunlarıyla şöminemi yakıyorum, başındaki kanepeye kurulup alıyorum elime (aman Tanrım!) gerçek bir kağıt ve kalem ve yazmaya başlıyorum karanlığın, sessizliğin kalbinde. Yalnız başıma elektriksiz kalmamdan endişe duyarak beni ısrarla davet eden köylü ahbaplarımı nazikçe geri çeviriyorum: “Teşekkür ederim, ilkel bir gecenin keyfini sürüyorum!”
Gerçekten de yaşadığım elektriksiz geceninki bambaşka bir keyif: Karanlığa, sessizliğe âşık biri için onların derinliğinin verdiği zevk bir yandan, elektrik gibi temel bir şeye bağımlı olmadığını, onsuz da yapabileceğini fark etmenin verdiği huzur ve özgürlük hissi öte yandan. Dağa yerleşme kararı zaten bunu en baştan beraberinde getirmişti: Beklentilerin asgaride tutulması, her durumun çözüme yönelik ele alınması, çözülemeyen durumların ise tevekkülle kabullenilmesi önkoşuldu. Fırtınasız günlerde, gayet “lüks” sayılabilir bir dağ hayatım olduğu için bu durumu hoş bir değişiklik sayıyor, köye henüz elektrik gelmeden nasıl yaşadıklarını, Memet amca 1960’larda köye elektrik bağlanması için uğraşırken ona karşı çıkmalarını düşünüyorum: “Ne yapacağız, tellerine çamaşırımızı asarız olmazsa!”
Şimdiyse burası Ege’nin daha uygar, daha modern köylerinden biri. Hemen her gün gelip giden yabancı turistler de bu uygarlığa katkıda bulunuyor, yüzleri Batı’ya dönük mübadil köy halkı da. Köy sokaklarında makyajlı, son moda giyinmiş genç kızlar da görebilirsiniz, ev yapımı şaraplarını satarken İngilizce pazarlık eden erkekler de. İkiden fazla çocuk yapmış aile parmakla sayılır; çocukların hepsi de okula, becerebilen üniversiteye gider. Düğünlerde kızlar oğlanlar, kadınlar erkekler hep beraber oturur, oynar, eğlenir. Herkes kendi seçtiğiyle evlenir; hatta evlenmeden evvel de istediği kadar birlikte gezer. Tek kısıtlamaları, köydeki meraklı gözlerin her yerde kendilerini izliyor olmasıdır – ama o zaten hepimizin sorunu değil mi?
İşte senelerce kim kime, dum duma büyük şehirde yaşadıktan sonra ufacık tefecik köy hayatında bir şehirliye en zor gelen şey o devamlı göz önünde olma, sürekli izlenme hissi! Yoksa dağ başıymış, elektriksiz bir geceymiş, bunlar olsun olsun buralarda yaşamanın çerezi sayılır…
(şubat 2006)