Bu sene yok yılı. Zeytinle sadece sofrada görüşenler için bu şifreli ifadenin açılımı şöyle: Zeytin özellikle bizim ülkemizde bir sene mahsul verir, bir sene vermez. Verdiği seneye var yılı, vermediği seneye yok yılı denir. Yok yılı olması için birçok botanik sebep ileri sürülse de ben bizim civarda ta Rumlardan, yani 20. yüzyıl başından kalma ağaçların hep bu usulde toplandığını, dolayısıyla ileri yaşlarındaki ağaçların artık psikolojik olarak iki yılda bir verimli olmaya alıştığını savunuyorum. Bu konuyla ilgili çok soru var sorulması ve yanıtlanması gereken ama zeytinin “psikolojisi” öyle uzaktan birkaç soruya cevap alarak anlaşılmaz zaten, o yüzden geçelim…
Dediğim gibi yok yılında zeytin mahsul vermez – ya da çok az verir. Ki bu bence daha da fena, yani hem uğraşıyorsun takip etmekle, toplamakla falan, hem de karşılığında elle tutulur bir şey elde edemiyorsun. İşte yok yılında olmamız sebebiyle zeytinlikleri gezip mahsul var mı, varsa ne kadar var, toplanacak kadarsa kim toplayacak, toplanan zeytinden ne yapılacak, gibi sorular üzerinde çalışmam gerekiyordu. Önce aklıma çok hoş bir fikir geldi: Kendiminki az dahi olsa piyasadan, yani köylülerimden zeytin alıp, bir parti yağ sıktıracaktım taş değirmende. Köydeki piyasayı araştırdım, yeterince zeytin bulunabilir. Çevremdeki piyasayı araştırdım, yeterince zeytinyağı talebi var. Bunun üzerine taş değirmeni aradım. İşte orda çuvalladık…
Efendim civardaki taş değirmenler buralarda zeytinin yok yılı olduğu için bu sezon fabrikaları açmamışlar! Kontinü sistem sıkım yapanlar tesisler açık, ben de onları kullanmak istemiyorum, kontinü yağ kullanmaktansa geçen seneden kalma taş değirmen yağımı tercih ederim… Kuzeye, güneye zeytinci Ege illerimiz araştırıldı ama yeterli yakınlıkta açık taş değirmen bulunamadı. Bunun üzerine güzelim Operasyon Taze Yağ iptal edildi.
Bu durumda, az da olsa olan zeytinlerin ne yapılacağı konusu tekrar gündeme geldi. İki zeytinlik bende, bir de zeytinliklerini bana emanet etmiş komşu var, elde var dört. İşte geçen gün nihayet yağmurlar bir ara verdiğinde zeytinlikleri teftişe çıktım. Komşunun karşı yamaçtaki zeytinlikte ağaçların dipleri kazılı, toprak alt üst edilmiş. Ne güzel, daha evvel benzer işlerimizi yapan bir eleman vardı, söylememe gerek olmadan ağaçların altını çapalamış, diyecekken dikkatli baktım: Bir kısım ağaca dokunulmamış, açılan dipler de epey düzensiz, dağınık… Neden sonra anlaşıldı durum: Domuz! Bu yörenin faunasının bir parçası olan yaban domuzları evet, zaman zaman bahçelerde bu tip faaliyetlerde bulunuyorlar, hele yakınlardan gelen geçen pek yoksa, bahçe de sulaksa.
Sonra vadinin aşağısındaki benim zeytinliğe uzandım: İlginç tabii, domuz ne düşünür ancak bu kadar anlayabiliyoruz, benim orası çok daha sapa olmasına rağmen kayda değer bir domuz etkinliği olmamış. Ama bol bol at var! Önce ıssızlıkta ben arabadan indiğimde bir kişneme patladı, baktım büyük bir al at otluyor, selamlaştık. Sonra benim varlığımdan pek hoşlanmayarak patır patır uzaklaşınca serbest olduğu anlaşıldı. Bir sürü hayvanla aram iyidir ama iri ve ne sebeple ne yapacağını bir türlü çıkartamadığım atlar onlar arasında değil. Ve anlaşılan bugün şanssız günüm!
Büyük at uzakta otlamaya devam ederken, ben de tamtakır kuru bakır zeytin ağaçlarım arasında bir umut gezinirken, yakınımda bir de ufak atın bağlı olduğu ortaya çıktı. Bir de ipi dolanmamış mı hayvancağızın! Kısa kalan ipinin uzanabildiği yerdeki otlar da bitmiş. Sahibi kim bilir ne zaman gelir bu dağ başına, düzeltmeye. Kaldı mı vicdanıma, at korkusu bir yandan, yanına gidip ipini açarak hayvanı açlıktan kurtarma isteği öte yandan… Ufak olmasından da cesaretle yavaş yavaş, konuşarak sokuldum yanına. İpini biraz çekiştirdim, bana doğru geldi ufaklık ve bir tur açıldı ip. Ama daha çok var, nasıl yapsam, diye düşünürken, beni gören büyük at kişneyerek bana doğru koşmaya başlamaz mı! Herhalde yavrusuydu ki onu korumak için atıldı hayvan. Tabii bunu, etrafta gerekirse çıkabileceğim ağaçları bir hızla belirledikten sonra düşünüyorum… Ama zaten ben ufak attan uzaklaşınca öteki de koşmayı ve kişnemeyi bırakıp durarak beni ters ters süzmeye geçti. Bir atla yakınlaşma maceram da böylece sona erdi.
Zeytine gelince, bilanço bende sıfıra yakın, komşudaysa eh, ancak “Biri toplasa da sofralık zeytin yapsa,” denecek kadar. Şimdi de iş, yemeklik zeytin yapmak isteyen birini bulmaya kaldı…
(aralık 2007)