İçeriğe geç

Bir evin hikayesi

bugünlerde üstümde bir havalar, bir efelik ki değmeyin gitsin… küçük dağları ben yaratmışım edaları. neden mi? ev yaptım da ondan!

her şey çok sinsice, gizliden başladı, ufak ufak. bu boyuta geleceği tahayyül bile edilemezdi. “herşey hallolur”, demişlerdi bana. ben de sanmıştım ki örneğin, kuyucu gelecek nasıl yapılıyorsa işini yapacak, usta temelin ne derinliğe atılacağını biliyor olacak, çatıcı keresteciyle görüşüp gereken ağaçları alacak, yer kaplaması için taş çeşitleri köşedeki nalburda falan satılıyor olacak, ben arada fayans seçip perde diktirip paralar vericem vs vs ve bir gün bana “buyur candan hanım anahtarın, güle güle otur!” diyecekler… heyhat, işler beklendiği gibi gelişmedi!

önce mimar gaz verdi: “her canlı kendi barınağını inşa etme yetisine sahiptir”, diyerek. benim azcık keyfe keder azcık feng shui, bir miktar da babamdan kaptığım herşeye hakim olma güdüsüyle çizdiğim “plan” oldu mu evimin mimari planı!

sonra süper usta girdi hayatımıza: afişe etmek gibi olmasın, “taş ustalarının ustası”(!) A. usta şişinerek “anahtar teslim” ev yaptığını söyledi… asıl istediğinin kendisine kasa anahtarımın teslim edilmesi olduğu –neyse ki–   yarı yolda anlaşıldı.

nihayet köyümüzün ustalarıyla anlaşınca her şey daha iyi gitmeye başladı: yine de işler düşünüldüğü kadar basit değildi. kısıtlı zaman, kısıtlı para, sınırlı işgücü, sınırsız seçenek opsiyonlarının bileşimi, hem de araştırması ve muhayyilesi kuvvetli birinin ‘hayal evi’ için, oldukça yorucu oldu. tahminim o ki, işin bu kadar ciğerimi sökücü boyuta geleceğini bilsem baştan girişmeye cesaret edemezdim… iyi ki bilmemişim, iyi ki girişmişim, iyi ki ev yapmanın öğrenilebilir bir şey olduğunu öğrenmişim!

temel hatıllarının demirlerinin 12’lik mi 14’lük mü olması gerektiği, 5 beygirlik dalgıç pompayla kaç metreye su basılabileceği, elektrik direklerinin arasının en fazla kaç metre olabileceği, çatı düvellerinin kaçlık ve ne tür ağaç olacağı, pencere boşlukları ne şekilde bırakılırsa en sağlıklı ahşap doğramanın yaptırılabileceği, ne tür pencere ve kapı kanatlarının hangi malzeme ve hangi iklimde en uygun olduğu, drenaj borusunun ve rutubet izolasyonunun ne şekilde yapılması gerektiği, yer döşemelerinin hangisine, neden ve nasıl yerden ısıtma yapılabileceği, mermer pahlamanın ne olup nerede gerektiği, ahşap koruyucu, vernik ve boyalarının binbir çeşidi, uygulama yöntemleriyle birlikte, inşaatçılar çarşısında en kapsamlı dükkanın hangisi olduğu ve boy boy kiler dolaplarının kaç lira olduğu gibi şeyler, öğrenmek zorunda kaldıklarım arasında.

demiryollarından çıkma travers alabilmek için alsancak’tan torbalı’ya uzanan girişimlerim, kuşadası’nın çeşitli köylerinden ve dahi datça’dan (evet getirttiğime değdi!) bulduğum yapı taşlarının maceraları, eski evlerden çıkma tuğla bulmak için tire’den aydın’a yöreyi altüst etmem, istediğim tarz eski kilit bulmak için hurdacılarda sürünmem ve bulunca onu adam etmek için demircinin başını ekşitmem, tuğlaların korunması için çeşit çeşit verniği önce araştırıp sonra bizzat denemem, hala bulamadığım çıkma ahşap kapılar için yenibosna’dan kırkağaç’a ve çingene mahallesine uzanan eskici gezmelerim vb gibi malzeme bazındaki teşvik-i mesaim de cabası.

ustalar, hele ustalar! ağır taşçı 50 lira, çamurcu 25 lira, taş ustası 30 ila 40, herhangi bir şeyin uzman ustası 50 lira. sağolsunlar, tanımak durumunda kaldığım “kötü” ustalar bana çok şey öğretti: ustayı işine göre değil, kişiliğine göre seçmeyi en başta. benden ne koparabileceğini hesaplayarak lafa başlayanı lafa başlarken kovmayı, sorumluluk sahibi olana hatırlatma telefonu dahi açmamayı, hangisine tavsiye sorulup, nereye kadar tavsiyelerine uyulması gerektiğini işin sonunda da olsa kavradım. (bu aşamada “ustalarla uğraşmak” deyiminin ağzımızdan ve dilimizden yok edilmesi talebinde bulunuyorum: isteyen, arayan kendine uygun ustayı buluyor. emin olun! “uğraştığınız” bir ustaya hiç durmadan yol verin gitsin. kanınızın ısınacağı birini bulana kadar sorun…)

velhasıl öyle böyle ev tamamlandı. dikkat, artık her çivisi, her kürek harcı, her taşı ile kendi evini yaratmış biriyle karşı karşıyasınız! biraz sizi bayabilir, emeklerinin takdir edilmesi talebinde bulunabilir, fabrikasyonlarla kıyaslarsanız bozulur, ama her detay sorunuzu mutlak sevinçle karşılar… ne de olsa nereden baksanız 1 senedir bunla yatıp bunla kalkmaktadır. hikayesini her ayrıntısıyla yavaş yavaş anlatmak için beklemektedir. bir de bu süre içinde eşe-dosta “ev yapıyorum,” deyince, “hanımefendi fayansları seçtiler mi? salonun perdeleri için kemikle krem arasında kararsızım… mutfakçı italyan olsun!…” gibi bir haller tahayyül edilip, “e başka? çalışmıyor musun??” sorusu gelince, yaptığı işin hakkıyla görülmesi yönündeki çabası belki anlaşılabilir…

daha ne diyeyim? darısı herkesin başına!

(Mayıs 2005)

Kategori:Orda Bir Köy Var Uzakta