İçeriğe geç

Neler oldu neler…

İrili ufaklı renk renk şahinler şehirlerarası yollarda, köy yollarında, köyde çığlık çığlığa gezinir oldu, hava mı çarptı nedir… Kerkenezler bile ortalığa çıktı, ilk kez uzun uzun uçarken izlenir oldu.

Denizlilerden bizim diyarlara çalışmaya gelen adamlar kazma kürek çalıştı, meyve fidanları dikilirken “Önce kurda kuşa, sonra bize nasip olsun,” diye dualar edildi – niye önce kurdu kuşa, diye sordum: Onların başka hiçbir şeyi yok ki, dediler.

Köye tarım ilacı, kireci, vb geldiği anonsla duyuruldu, önceden Ziraat Odası’na yazdıranlara dağıtıldı.

Aşure günü tutturulamadıysa da aşure ayı bitmeden tatlı aşımız yapılıp birkaç ahbabımıza dağıtıldı, bana da internet kafeci arkadaşlarımdan ve Ocakbaşı’nın Zeynep teyzeden geldi, dualarla tüketildi.

Bahar öyle bir geldi ki, Memet amcayı karatavuklar (kendi ifadesiyle) “cililiyk! cililiyk!” diye bağıra bağıra uyutmaz oldu.

Camimizin hocası Sony Vaio’sunda bir yandan chat yaparken bir yandan da bize Kastamonu’da Kızılırmak kıyısındaki köyünün resmini gösterdi.

Köyün güzel, gerçek “kafe”si Üzüm çiçeklendi, bahçeye açıldı.

Köyde gezerken bir köpek tarafından –iyi niyetle- ısırılan şehirli kadın benim telefonuma ulaşarak durumunu bana aktardı, köpeğin benim olmadığını öğrenince de köyde kuduz olup ölen köpek olursa kendisine haber vermemi rica etti.

Kuşadası’nın biraz güneyinde yer alan güzel Değirmen’in, daha merkezi bir yerde Kumru’su açıldı, makul fiyatlı, mükemmel lezzetli, pek orijinal yiyeceklerine, paketle satılan zeytinlerine, hele de beyaz peynirine hayran olundu.

Evropai entellektüeller her türlü kısıtlamayı tereddütsüz ve büyük harflerle “sansür” olarak nitelerken, RTÜK Kurtlar Vadisi’ne karşı konusunda Radikal’le ve İsmet Berkan’la “sansür başka / temel insani değerleri korumak başka” mealinde fikir birliğinde olduğuma sevinildi; kendimi zora gelince yalpalayan tatlısu entellektüeli sanmaya başlayacaktım nerdeyse.

Köyde gençlerle düzenli kültür sohbetleri yapmak fikri oluştu, hayata geçmesi için kuluçkaya yatıldı.

Komşuda kesilen oğlaktan hakkını cebren alan Bozo, kıymetli paçasını herkesten gizleyerek özenle gömdü.

Torba herhalde Bozo tarafından bu kez de yüzünden derin bir şekilde façalandı, durum yemeği konduğunda kendisi uçarak gelmeyip bir kenarda hazince iç geçirirken bulunduğunda anlaşıldı. Güzelce temizlenen yara, ciddiyetine rağmen birkaç güne geçti.

Müjde: Son yapılan seferden sonra artık İkea’dan alınacak bir şey kalmadı!

Mezon Fransez’in yazarına kötü muamelesi ayyuka vardı; yazar, ev yazı dizisinin sağ salim bitmesi için birkaç ay daha “la havle” çekmek zorunda…

Kasabadaki verimli fırınımız geçenlerde ayrılan ustanın geri dönmesi üzerine müthiş susamlı-tahinli çöreğini tekrar üretmeye başladı.

Fırıncı her seferinde bir tanecik poğaça veya açma aldığım için benden “Yemekten korkuyor” diye şikayet etmeye başladı (ortalama kasabalı, fırından on ekmekle çıktığı için herhalde).

Bana geçen sene münasebetsizlik eden kasabalı ziraatçi köyde kötü bakışlarımızla karşılandı.

Köyümüzün çalışmaya pek sıcak bakmayan marangozu ufak bir iş için birkaç itelemeyle ikna edildi, bizi utandırarak hızla ve güzelce işimi halletti.

Biz derken, devamlı köyde bulunmayan dolayısıyla her gelişleri kutlamalarla dolu olan komşularımızın burada olduğu günler vur patlasın çal oynasın geçti: köyde çeşitli yemekler, evlerde kahvaltılar, balıklar, Meryem Ana gezmeleri, kasabada kafe oturmaları, pazarlar, yumurta peşinde koşmalar…

Çorba kitabım nerdeyse hazır, Oğlak Yayınları’nda yayımlanma sırasını beklemeye başladı.

Komşu Küçük Çiftlik’in hayvanları yine doğurma yarışına girdi: koyunla keçinin eli kulağında, köpekten de umut var.

Bitişik komşu Osman amca nihayet eğriyi doğruyu gördü, bahçe marangozhane olmak yerine hakiki güzel bir meyve bahçesi haline getirildi.

Yıllardır kendisine su verecek bir yol bulamayıp kuru kuru bıraktığımız yol çeşmemize kaynak suyu bağlandı, çeşmenin nihayet gelene geçene hayrı dokunmaya başladı.

Nerdeyse bir yıldır adam gibi su ısıtmayan güneş kolektörlerinin yaklaşık on ayrı tetkik ve teşhisten sonra, işin uzmanlarınca ilk kez görülen, inanılmaz boyutta bir kireçlenmeden mustarip olduğu ortaya çıktı; panellerin boruları tek tek temizlenince her şey tekrar yoluna girdi. Kış (yani kasım) başından beri sıcak su için güneş enerjisinin yeterli olmadığına iki veya üç kere rastlandı.

Erikler, şeftaliler, bademlere su yürüdü, yeni dikilen fidanların ise kuraklıktan dolayı şubat ayında bile sulanması icap etti. Geçen sene çiçekleri soğuktan yanıp üç beş meyve veren kayısının çiçeklerinin bu sene sağ salim kalması için dualar edildi.

Zeytincilerin işi bitti, tam hızla şeftali budama işi başladı – dört bir yanda şeftali bahçelerinde hummalı faaliyetler…

Kışın sıcağından ta geçen seneden kalma sobalık odunlar bitmedi.

Yine de yeni keşfedilen marshmallow kızartma güzelliği için şömineler sıcağa rağmen sık sık yakıldı.

Kahvede, bir süre evvel üç tavuğunu Bozo’ya kurban veren İlhan abi ve Bozo’nun boynundan tasmasını yürüten otoparkçı ile pek güzel muhabbet edildi: köyümüzün barış havasının örneği!

Memet amca 1960’larda, altından geçtiği çınarın tepesinde gizlenen kaplanla karşılaşmasını anlattı.

Memet amcayla çaya ziyaretime gelen Hocamız Heybeliada’da geçirdiği yıllardan ve adalarda baharda açan mimozalardan bahsetti, Papaz Okulu’nu hatırlatıp “Nerdeyse papaz olacaktım, hoca oldum!” diye espri yaptı.

Köyden Tayfun haftada bir gün gelip bana bahçe işi yapmaya razı oldu.

Adalı ve İzmirli arkadaşlarla adanın keyif köşesi Starbucks’ta bir sabah şenliği yapıldı, bir şubat sabahına açık havada kahvaltı edilerek, günlük maceralarına motor ısıtan sahil güvenlik tekneleri seyredilerek başlandı.

Bizim köpekler her sese seslenmekten vazgeçmedi. Köydeki otoparkın projektörü gözüme girmekten, yan vadideki porsuk üstüne basılmış bebek gibi bağırmaktan, köye gezmeye gelenler arabalarını yol ortalarına ve çöplerini piknik yerlerine bırakmaktan, Bozo köyde fink atıp turizm elçiliği yapmaktan vazgeçmedi. Köy hayatı çok uğraştırıcı, çok renkli, çok öğretici, çok keyifli olmaktan vazgeçmedi.

(şubat 2007)

Kategori:Orda Bir Köy Var Uzakta