İçeriğe geç

Dağdan bayırdan: Ekim ama eken yok…

Aylardan ekim ama eken, diken yok! Bu sene mevsimler şaşırtmaca yaptı, her şey şaştı… Yaz bitti, peki kabul ettik. Ani bir soğukla kışa girer gibi olduk, sonra yine tişört mevsimine geri döndük. Börtü böcek, bitki çiçek en az bizim kadar şaşkın…

Örneğin bu yazıya yol açan hanımeli. Kasım ayında hanımeli kokusu ne arar? Anında yaz çağrışımı yapan bir kokudur bu. Ama bir bakıyorum, gerçekten de hanımelinin üstünde çiçekler. Hemen yanındaki yasemin de kaçıncı kez kuruyup sıfırdan hayata dönmekle kalmamış, bir yandan tomurcuklarla donanmış. Pazar günkü soğuğa kalmadan açabilirse, ne ala. Gerçi soğuk havanın çiçekleri, zamanında açanlar kadar kokulu değil ama hiç yoktan iyidir.

Mine çalılarım hala solup dökülme belirtisi göstermediği gibi, çiçeklerini de ısrarla muhafaza ediyorlar. Biraz keyifleri kaçsa hemen dibinden budayacağım, kış bitince yeniden hayata dönmek üzere toprağa çekilecek canı. Mor çiçekli, daha nazenin bir çalı var, o da aynen, hava yazmış gibi yapmaya devam ediyor. Yabani adaçayları ise “Yaşasın, hava soğudu!” deyip toparlanmış değil. Hepsi gelecek haftaları bekliyor…

Kasım ayına uygun olan nadir hareketlerden biri, kasımpatlarının patlaması. Sonbaharda insanı aniden mutlu eden olaylardan biridir, her renk kasımpatlarının her yerde açması. Bu demektir ki terasın tentesi kaldırılacak, mangal kılıflanacak, tüpü çıkartılacak, terastaki yataklar depoya kalkacak, ağaçlardaki süsler ve masalardaki mumluklar içeri alınacak, minderler kuru kenarlara istiflenecek.

Her şeyin yerinde sağlam durduğuna, ıslanmaz ve uçmaz pozisyonda olduğuna emin olunacak. Bol naylon alınıp depoda saklanacak, yağmurdan koruma amaçlı gerekirse aniden diye. Deponun, damın su geçirmediği kontrol edilecek. Güneş panellerine antifriz konacak, odunlar kesilip istiflenecek, soba yakmaya yeterince tahta var mı bakılacak.

Sebze bahçesinin sökülmesinin acelesi yok, son güneş kırıntılarıyla kızaran bir iki domatesi hala kahvaltıda, tohumluk hali almış biberlerle yiyebiliyorum. Ama bir iki haftaya kadar fideler sökülüp sebze bahçesi bir çapalanmalı. Yanındaki asmalarım, hep gözden ırak kalan, biraz da gösterişsiz olduğundan ilgimi çekemeyen ama bu sene şahane bir üzümler veren (kırmızı ve kokulu olan misketmiş galiba) asmalarım budanıp temizlenmeli. Aslında bırakınca kendileri de döküyorlar yapraklarını ve hatta saplarını, ama böyle daha temiz oluyor.

Bu yaz sonunda sebze bahçesi civarından gelen, pişmiş ya da çürümüş sebzeye benzer koku ilk kez gerçekleşen bir faaliyetin sonucuymuş meğersem: Ordaki keçiboynuzu ağacı, tuhaf bir tohum / çiçek vermiş ve bu garip, bana hoş gelen koku arılara da iyice cazip geliyor anlaşılan!

Sebze bahçesinden devam edersek bahçe turumuza, kışa girerken bile devam eden budama işlerine geleceğiz: Feci dikenleri olan ve yere doğru bile dallar sarkıtacak kadar tertipsiz olan akasyaya geçenlerde haddini bildirmek zorunda kaldım çünkü civarında yürünmüyordu. Elime testere geçmişken ağaçtan ziyade çalı görünümü kazanmış bazı dostlarımıza da ziyarette bulundum: selvi, kavak, çam. Tayfun benden belirli bir talimat almadan testereyi eline almadığından, benim gördüğüm zaman saldırmamla kısıtlı bahçenin budanmaları.

Ayva mesela: Kim bilir kaç senedir meyve vermez, hiç birimizin aklına gelmez çocukcağızı budamak! Oysa onun da hakkı değil mi şekil almak, hava almak, güneş almak? Dibindeki koca otlar sökülsün istemez mi, çukuru temiz kalsın, yeri yurdu onun olsun… Bazı şeylere de dokunulmadığına seviniyorum ama. Çünkü mesela aklı başında bir insan keçiboynuzlarımın ikisini de baştan tek ana dal bırakarak budar, şimdiki gibi 3-4 ana dalla hep beraber geniş geniş gökyüzüne uzanmalarına fırsat  tanımazdı. Yanlara açılıp terası işgal eden yavru dallarına bile çok zor kıyıyorum, fazlaca düzgün gözükmesin keçiboynuzum, yayılıversin doğalca diye.

Dibine de bir güzel süs kabakları asamblesi yaptım ki, görmeye değer. Geçenlerde yandaki Osman amcanın arazisini ekip biçen Bülent’le bir selamlaştım, bunun üzerine adam sağ olsun bütün bahçeyi benimkine taşıdı! Kabaklar, yemelik balkabakları, süs kabakları, sonra kavunlar… Bak şu da var, bu da var, bak istediğin zaman al, istediğin kadar al diye diye üstelik. Bazen düşünüyorum da, sık sık ifrit olduğum köylülerimin belki de tek istedikleri bir sade selam…

Onun bahçe bereketsiz olmuş bu sene, bahardan beri deli gibi çalıştı, sata sata 50 liralık mal satmış, ondan başka da bir şey yapmamış bahçe doğrudüzgün. Tohumlardan diyor, yaramaz tohum ekmiş, başka cins olsa olurmuş. Seneyeymiş inşallah. Neyse işte Bülent’in süs kabakları benim terası bir güzel süsledi, bir şenlendirdi, keşke yer olsa da daha şekil şekil kabak yığınları yapsam dedirtti!

Başka terasta, bahçede ne var ne yok derseniz, iyice büyüyen, artık soğuğa da direnebilen karabiberim ilk çiçeklerini verdi bu sene. Herhalde yakında pembe biber tanelerini sarkıtacak, ben de alıp ağzımda gezdirip hafif tatlılığının keyfini süreceğim. Turunç ağacında iki kıytırık turunç, hurmada geçen seneden bu yana gelişme göstermeyerek iki adet henüz olmamış ama eli kulağında hurma, ve orda burda gür çalılarında bir miktar böğürtlen var.

Geçen yaptığım dağ yürüyüşünde esas böğürtlene de doydum, dağ çileğine de. Bir kez daha torba almayı unuttuğuma hayıflandım: Ne kıpkırmızı elmalardan toplayabildim Elemen tepesinde, ne dağ taş yıkılan ayva ağaçlarından, ne de yediklerimden başka dağ çileği getirebildim. Yine, bir dahaki sefere inşallah!

Kış hazırlığı yaparken bir yandan da gelecek baharın işlerini görüyorum, gözlerimin önüne getiriyorum: Terasın kenarlarını ufak ufak işgal eden, çoğunlukla da odunlaşmış olan biberiyeler, lavantalar ve karabaşotları ufak ufak şutlanacak; yerlerine daha edepli, daha kısa, belki çiçek cinsinden bir şeyler dikilecek. Bir miktar gölgem artık olduğuna göre eski aşkım camgüzellerini de şıkır şıkır dizme zamanı gelmiş olabilir! Hatta belki rozetler, kendi küllerinden yeniden doğanlar…

Bunlar gelecek baharın işleri. Şimdiyse yatılacak, kalkılacak ve “Allah bereket versin” diyerek zeytin toplamaya başlanacak! Evet, yok yılı da olsa az bir şey olan zeytinimizin midemize doğru olan serüveni yarın (siz bunları okurken bugün) hayırlısıyla başlıyor… Kafalarda yazmalar, ayaklarda eşofmanlar çullar serilecek, taraklar ağaçlara geçecek, kasalar doldurulacak. Sağ olsun güneş de bize eşlik edecek anlaşılan, toprakla, zeytinle olmanın huzuru da. Yaşasın doğa, yaşasın dağlar bayırlar!

(kasım 2011)

Kategori:Orda Bir Köy Var Uzakta