İçeriğe geç

Bahar olurdu bir zaman…

IMG_1967

Yağmurlarla yıkanan yeşillerin tonları üst üste binerken…

Bahçelerden dağlardan anlam verilemeyen hayvan sesleri gelirken…

Uzak tepeler papatyaya, anemona bürünürken…

Hala oluyor tabii bahar, oluyor olmasına da… Biz farkına varıyor muyuz, sormak lazım bir durup. Bir soluklanıp, “Yahu bu bahar hassastır, bugün görmezsin, yarın yanından selamsız sabahsız geçip gidiverir!” diye düşünmek lazım. Ya da, düşünmek zaten çok fazla bugünlerde, düşünmeyi bırakıp azıcık hissetmek lazım.

Akşamleyin soluklanmak için bahçeye açılan kapıyı açtığında, ani bir itkiyle dışarı seğirtmek lazım mesela. Ne güzel kokular var havada, ne tatlı ufak sesler geliyor, bülbüller de başlar mı yakında diye geçirerek karanlıkta ilerlemek, bereketli yağmurların neticesi çamurlara batıp çıkarak, tökezledikçe kendine gülerek… Bahçede köpeklerle birlikte etrafa bakınırken, “Hadi gel Bozo!” deyip daha tepelere doğru yürüyüşe çıkmak, limonata gibi bahar havasında, dağ köyünden deniz seyretmenin keyfini çıkarmak.

Hemen evin girişindeki tepelik mesela, kendini doğada özgür yaşayan bir dingo sanan Loka’nın “alanı”, papatya, anemon ve sarı çiçeklerle harika bir çiçek tarlası olmuş. Ben nerdeydim kim bilir?! Çiçek tarlası, domuzları da çekmiş ama onlar yüzünden tarumar da olmamış: Her yer domuz eşelemesi, tazecik hem de, dün değilse önceki geceden, etrafları da çiçek dolu. Rengarenk bir demet yaptıktan sonra Loka benle birlikte eve dönmeye gönüllü oluyor.

Geçenlerde bir gece, bir kirpi, Loka ve ben. Arabayla eve girmek üzereyken, o da ne diye durdum. Tam tekerin geçeceği yerde bir diken topu. Buncağız neden burda durmuş, kenar köşe niye kaçmıyor diye dürttüm biraz, topunu sağlamlaştırdı. Biraz dikkatle bakınca üstünde salyalar kanlar bir şeyler göründü: Loka! Daha yeni anlattımdı birine, ağzında koca kirpiyi dikenleriyle çiğnerken yakaladım bir kere diye.

Zavallı hayvan can havliyle bana bir şey yapmasın diye dua ederek, eldivenlerimi giyip, kalın bir kağıtla tutup aldım, ormanın kenarında bir dalların arasına koydum, sakinleşir, avcısına çaktırmadan uzayıp gider inşallah diye. O arada muzaffer dingo geldi, mutlulukla ve gururla soluyarak kapının girişine kuruldu. Bu hayvan böyle işte, çiftlik köpeği falan ama her türlü memeliyi yakalayıp çatır çatır yiyor.

Koca Toros da Bozo’nun heyecanlı avları yüzünden farelere sardı, geçen dişinin kovuğuna anca girecek bir fareciği heyecanla kapıp götürdü koşa koşa benden uzaklara, yere bırakıp oynamaya devam etti… Müdahale edecekken durdurdum kendimi: Hepimiz hayvanız, koşullar denk. Ben kim oluyorum da müdahale ediyorum, ne haddime? Doğanın dengesi!

Bahardan beklentilerimiz var elbet; etrafıma bakınınca görüyorum bir çırpıda. Tamam, parlak yeşiller, delirmiş hayvanlar falan pek güzel ama önce bir şu soğuk mu soğuk kışın peşini toparlamamız lazım, değil mi? Her zamankinden çok daha soğuk ve uzun donun neticesi olarak donup bozaran ve kararan zakkum, keçiboynuzu, okaliptüs (ki sulfata demeyince anlamaz buradakiler), karabiber ve benzeri ağaçlarımız, geleceklerine karar vermeliler. Tekrar yeşereceklerse o kara yapraklardan kurtulmalılar. Terasımdaki kocaman, biricik zeytinim sadece ani bir nezle sonucu yapraklarını döktüğünü, aslında gayet bomba gibi yaşayacağını beyan edip toparlanmalı. Budanan zeytinler yeni ferahlıklarıyla sürgünleri patlatmalı…

O sürgünler sonuçta mayıs ayında, hatta tam olarak mayısın ortasındaki günlerde, içlerinden çiçekleri patlatacak olan. Bu sene çeşitli keleklere gelen zeytin çiçeklerinin, bu sene sağ salim sonbahara ulaşması beklentilerimizden. Tabii bütün bunların tek bir ana önkoşulu var, o da neymiş bakalım? Yağmur! Kış o kadar yağmurlu geçti ki, yaşadık değil mi Tayfun, dedim; nisanda bahar yağmurları yağmazsa olmaz, dedi Tayfun. Hmmm. Her şey zamanında tabii.

Mesela mart dedin mi ortalıkta kene yoksa, olmaz bu iş! Hemen köpeklerin üstünde dolaşan ve aç bilaç can havliyle yapışmaya çalışan keneleri göreceksin martta. İlaç yapılıp mevta olana kadar birkaç günleri var en fazla. Evin dikey mekanlarının kalıcı konukları, bebe kelerler veya süleymancıklar, aramızdalar şimdiden. Pembe pembe kaçışıyorlar kıyı köşe beni görünce. Onlarla mücadelemiz yok, çok fazla pisleyip evi kirletmedikleri sürece birlikte yaşar gideriz. “Evde hayvan var!” diye çığlık atan misafirler kendi başlarının çaresine bakarlar, karışmam.

Evde kabul etmediğimiz hayvan, fare. Kabul etmek istemediğimiz yani. Bakalım bu sene nerden fırsat bulup girecekler, bekliyorum. Geçen sene de bunca dikkate, izolasyona rağmen bir yerler bulmuşlardı, tabii o zamandan beri çatım yapıldı, delik göçük kalmadı, bakalım bahar sonrası göreceğiz başarı oranını. Fareler, farelerim… Kapandan tünel kazıp kaçanı, koşarak gelip üstüme doğru işeyeni, kuyruğu kapana dolanıp takılıp kalanı, kapandan doğrudan köpeğin ağzına zıplayanı… Her gün salınıp, her gün evin aynı yerinde tekrar yakalanan sarı boyalısı… İlgilenen olursa bir gün fare hikayelerimi kitaplaştırmak isterim! Bozo’nun mutlulukla getirip oynadığı minik şeffaf kıpırdayan şeylerden, Jackie’nin iki çiğneyip sonra gap gup diye oburlukla bütün halde yuttuğuna, Toros’un topraktaki delikler başında gözleri dikip nöbet tutmasına.

Bahar faaliyetleri arasında hayvanların, “deli deli olma” ifadesini anımsatırcasına, çılgın hareketleri, müthiş gösterişli görüntüleri, akıl almaz sesleri: Yan vadimden mesela ısrarla tavuskuşu sesi geliyordu geçen gün; alakabak taklidi olduğuna karar verdik – daha önce sıkı oğlak taklitleri vardı. Tilkiler arada karşılıklı bağrınıp köpekleri deli ediyorlar. (Hah, bana gündüz vakti tilki görünmez diyerek gözlerimden şüphe duymama sebep olanlar: Kayseri’de geçen hafta bir tilki üç kişi olarak bizim gözlerimiz önünde 20 metre önümüzden koşup, dönüp bize baka baka uzaklaştı, hem de açık renkti!) Şahinler yuvarlak yuvarlak dönüşlerde tepemizde…

Bahar oluyor. Biz farkına varıyor muyuz, sormak lazım bir durup. Olup bitiveriyor çünkü. Her şey bir anda olup bitiveriyor. İnsanlar, hayvanlar geçip gidiveriyor, yeşillikler, ağaçlar da. Her şey, ‘an’da. Anlarda.  Düşünmek çok fazla bugünlerde; düşünmeyi bırakıp azıcık soluklanmak lazım. Hissetmek lazım ‘an’ı.

(2015 mart)

Kategori:Orda Bir Köy Var Uzakta