İçeriğe geç

Bahar, aramızda…

…Diye başlayan başka yazılar yazmıştım sanırım. Yazmışımdır. Çünkü bu kerata gider gider gelir, her sene, yine yeni yeniden gelir. Her seferinde ilk kezmiş gibi taptaze.

Bu sabah, banyo penceresinin içindeki kara, piremsi böceklerimin çoğaldığını görünce anladım vaktin geldiğini: Bahar, aramızda! Sonra, gün yeni ağarmışken dışarı çıkıp hava aldığımda duyduğum “gürültü” geldi aklıma. Kuşların cıvıltısından durulmuyordu adeta! Nerden çıktı bunlar, dedim, ıssızlık bir anda nasıl bu hale gelebilir?.. Bütün kış nefesini tutmuş gibi bekleyen doğa nasıl bağrınmaya başladı birden?..

Diyordum işte, herhalde mart falandı, ani bahar atakları olduğuna göre. Sonra araya bir şeyler girdi – hep girer zaten, baharın hep bir şeyler girer araya, çok meşgul zamanlardır baharlar – ancak da şimdiye tekrar açılabildi bahar dosyası. İlki geçmiş, sonuna girilmişken. Eylülün 23’ü gelmek üzere, sonbaharın giriş kapısı – ilkokul sınıfınızın duvarlarındaki mevsim tablolarını bir hatırlayın!

O sırada duyulan hesapsız, ani coşku yerini az sonra, sakince daha düşüncevari heyecanlara bırakmıştı: Yakında sevdiğim kirazlar çıkar. Bir ara denize açılsak. Beyaz bacakları güneşe uzatmanın tam zamanı. Vb. Sonra köpekleri keneler bastı, hah, dedik, geldi işte! Sonra çatılarda sıçanlar fink atmaya başladı, mücadeleye girişildi, sağda solda ani cesetler belirmeye başladı…

Sırada bülbüller geldi, özellikle gece yatmadan, özellikle yanıbaşımdaki vadinin kuytusundan, özellikle deli gibi. Bu arada yeşiller parladı, papatyalar pıtladı, ağaçlar da bomba gibi patladı: erikler, kayısılar, çamlar, iğdeler, selviler, zeytinler, hepsi yeşilin yeni tonlarıyla boyandı. Yöremizin “mavi enerji”si, yani göztaşı, bütün ağaçlara sağlık vermek üzere işe koyuldu.

Sonra mayıs girdi… Mayıs hep aniden girer. Ötekiler hemen hep beklenir, gün sayılır, göz kapıdadır ama mayıs hep ani girer.

İşte sonra ver elini ötekiler – yeşil, sıcak, deniz, mavi, yol, ten, ter, aşk… Kapının önünde kokuların karışması, karanfil, iğde, ıslak köpek, yanık odun, sarılı beyazlı hanımeli, çürük sebze, çay belki. Sakin, sade, sessiz hayat. Hayat, ta kendisi.

İlhan Berk’i daha az anmak, hayata ihanet olur. Hakkım yok, bana şiirin hayatını yaşamayı göstermişken onu daha az anmaya. Delta ve Çocuk dizelerini anımsamamaya. “Bir kırlangıç bir su birikintisi bir parça gök. / Bir şiirden düşmüş olmalı bunlar.”

(mart 2013/eylül 2014)

Kategori:Orda Bir Köy Var Uzakta