Bir dağın başındaki bir köyde, günlerden pazar olduğu nerden anlaşılır ki?
Örneğin zeytinler hep aynıdır. Ağırbaşlı ve sessiz, nerdeyse vakur duruşları, ancak lodosta biraz değişir. Bir de dolunayda uzaydan gelmiş gibi parlarlar, o kadar. Çamlar için haftanın günü fark etmez, selviler hep aynı dikilir tepeye, gürler her gün aynı kuşları saklar, sincaplar hangi cevize fırlayıp çıkacaklarını gününe göre seçmez…
Geçen motosikletler ve traktörler de üç aşağı beş yukarı aynıdır. Bazen bir iki otomobil eklenir, pazar gezginlerinden. Az evvel evin altından dönüveren şirket arabası gibi. Ama peşine köpekler takmış motorlar yine geçer, köpekli tüm evleri kaçınılmaz şekilde ayağa kaldırarak. Bahçelerine gider bahçe sahipleri, sulamasını yapar, üzüm keser, zeytinine bakar, odun yapar…
Tak tuk tamirat sesleri de her zaman gelebilir köyde. Damlar aktarılır, yeni yerler yapılır, tahtalar çakılır, malzemeler kaldırılır. Römorklarla çekilen bahçe pislikleri veya inşaat molozları, tangırtılarla bir yerlere boşaltılır. Veya herhangi bir av faaliyetinden olsun, domuz kaçırtmak için çakma tüfek sesi çıkartan tüpten olsun, ufak tefek patlamalar gelir her gün, köpekleri sinir eden.
Ama davul zurna sesi geliverirse o muhtemelen cumartesi ya da pazar günüdür! Düğünler, nişanlar, sünnetler sıraya dizilidir çünkü. Bazısında köyün ana meydanı kapılmış olur, ikinci, ufak, kenarında kahvehanesi olmayan meydancık kullanılır mecburen. Davulla zurna gururla bütün gün boyunca köyü dolaşır, orda burda hep kulağa aynı gelen ezgiyi patlatır.
O zaman bilinir ki az sonra yollar kalabalıklaşmaya başlayacak, her dağ köyünde olmasa da bizimkinde, haftasonu tantanası öğlen itibarıyla hakim olacak, otoparklar bir karışacak, korna ve motor sesleri ta 1 kilometre ötedeki evlere kadar varacak. Kendilerini “köylünün efendisi” sayan şehirli ziyaretçilerin pervasız ve umarsız gezintileri başlayacak, babalar oğullarına “traktörün önünde resim çektirip arkadaşlarına dedemin köyüne gittim diye hava atmaları” gibi tavsiyeler verecek…
Ama 1 kilometre ötedeki evde hayat, çok şükür ki, bu tantanadan bağımsız, her zamanki özgürlüğünde ve güzelliğinde, devam edecek. Sabah serinliğinin tadı çıkartılacak, sadık ağacından incirler toplanıp toprağa köpeğin yanına oturarak tek tek yenecek, zeytin fidanlarının deliceleri bir miktar budanacak, köpekler mıncırılıp iltifatlara boğulacak, bahçenin ortasında ilk kez bir kaplumbağa yumurtası bulunup heyecanlanılacak.
Az sonra yapılacak sade ve mükemmel kahvaltının hevesi duyulurken, ardından sıcak basmadan köye yürümenin, komşunun bahçesinde budama yapmanın, sıcak saatlerde müthiş bir kitaba gömülmenin, akşam ise dağın tepesinde bir gözlemevine tırmanıp yeni kometlere, muhteşem halkasıyla Satürn’e ve belki batmakta olan hilal aya bakmanın niyetleri evrene açılacak.
Doğanın insana sunduğu sonsuz olanaklar, hayvanın, nebatın, evrenin her bir yapıtaşının etrafındaki mucize halkaları, şansımız varsa sadece pazar günleri değil ama her an, içimize hep ihtiyaç duyduğumuz o ferahlığı verecek…
(Ağustos 2014)