
Egzotik turistik destinasyonların en başa çıkılabiliri, en medenisi herhalde Fas. Peki ama günümüzün vahim dünya konjonktüründe Müslüman bir ülke nasıl bu kadar hoşgörülü, bu kadar açık fikirli, bu kadar huzur dolu olabiliyor?..
Belki de ezan bizim için bir ipucu: Burası Müslüman bir ülke ama bildiğiniz gibi değil, diyor… Kısa, tekdüze, tatsız bir ses burda ezan. Rehberimiz Gündoğan (soyadı da Güneş, ayrıca oturduğu sitenin adı Gökdeniz! Doğal rehber bu kadar olur :)) bir keresinde tur sırasında bir camiyi gezmeye gittiklerini anlatıyor, namaz vakti niye kimsenin gelmediğini soruyorlar imama, aldıkları cevap: Namazı biz günlük toptan kılıyoruz!
Gerçekten Fas’ın İslam yorumu, hiç alışık olmadığımız, alışıklık bir yana aşina bile olmadığımız bir şekilde. Hoşuma gittiğini de söylemem lazım: En başta dikkatimi çeken, herkesin kendi işine bakması. Esasında İslam’ın öğütlediği ama malum, doğulu Müslüman dünyasında tam tersi uygulanan “herkesin inancı kendine” prensibi burada gerçekten hayata geçirilmiş. Sokaktaki halkın yarısı -kadın erkek dahil- katı İslami kıyafetle gezerken öteki yarısı Amsterdam kıvamında – ve hiç kimse ötekine kötü gözle, kötü niyetle bakmıyor. Hatta galiba hiç bakmıyor. Dar tişörtüyle şortu arasında göbeğini sergileyen bir kız, çarşaflı kadının veya cübbeli adamın yanından geçerken hiçbir tedirginlik yok ortada. Oh be! Medeniyet ne güzel şeymiş…
Kazablanka havaalanından Marakeş şehrine zeytinlikler, boşluklar, saman rengi tarlalar arasından düzgün bir karayolundan gidiyoruz. Yol kenarlarında ara ara toprak duvarlar var kırmızı, pembe tonlarında, yıkık evler, avlular, halen meskun mu diye merak uyandıran. Tek başlarınalar çünkü. Ama sonra bakıyoruz, evin üstünde bir çanak anten duruyor… veya çevrede, boşluğun ortasında dolanan bir insan. O zaman anlaşılıyor ki evet, orada yaşayan var.
Renklerin çarpıcılığı, minarelerin kareliği, insanların sükuneti Fas’ı ayırt eden şeyler. Bir rivayete göre bu sükunet ot bolluğundan kaynaklanıyormuş: Eh, yapacak pek bir şey yok, bari tüttürelim de neşemizi bulalım!.. Kadınların rahatlığı da benim için aynı derecede dikkat çekici: Hayatın her alanında kadınlar aktif, motor üstünde de, dükkan veya lokanta yönetiminde de, sevgili kolunda da görülebiliyor, her türlü kıyafet içinde.
Arabın kırmızısı, burada Mağribinin mavisi olmuş: Majorel mavisi. Her yerde, her köşede, her kapağın altında bir parça da olsa Majorel mavisi var! Nedense böyle modern bir estetik kavramı beklemiyor insan Fas’tan, bir şekilde daha “oriental” olmasını bekliyor… Ama işte orada Fransızların sömürgeciliği ve İspanya’nın fiziksel yakınlığı devreye giriyor herhalde ve sokaktan kapıya, kıyafetten binaya her şeyde bir Arap ülkesinde olabilecek en zarif görüntüler ortaya çıkıyor.
Essaouira: argan bölgesi. Yolda giderken, boşluğun ortasında bir eşek. Ardından bir kadın, tek eliyle buğday biçiyor. Entarili bir adam ve koyunları. Fas’a özgü, hatta Fas’ın sadece bu bölgesine özgü, insan eliyle yetiştirilemeyen yabani argan ağaçlarının çılgın yeşili daha sonra başlıyor. Menengiçe benzeyen bu ağacın meyvelerinden yağlar, kremler, tahinler, yemelik ürünler, neler yapılmıyor neler… Ateş pahası da olmasına rağmen (o kadar emeğe ancak!) kapış kapış gidiyor argan ürünleri.
Sahilde insanlar güneş görmenin keyfiyle soyunup serilir, denize girerken çalgıcılar, göstericiler her daim çalışmakta: Her yerde müzik, tapon da olsa hayatın içinde sürekli; akşamları restoranlarda hep bir gösteriler, oyunlar, danslar… Göbekleri, bacakları ortada bu kızlar Arap değil mi, Müslüman değil mi? Öyle ama… Erkeklerin bakışlarıyla kadınları hiç rahatsız etmediği bir nadide Müslüman ülke burası! Ha, bir kere laf atıldık, o da İspanyolca, şakalaşır gibi medeni bir sevimlilikle.
Fas kısmı bir yana, yeni iletişim çağının gezmelerine güzel bir örnek bu seyahat. Örneğin oturmuş doya doya manzaraya bakan birisi için yapılan eleştiri şöyle:
“Hiçbir şey yapmıyor, resim de çekmiyor, sadece bakıyor!” Hani resim çekmeli ya herkes, resimler sosyal medyaya dizilecek ya en kısa zamanda…Veya bir restorana girince ilk sorulan şey şarap listesi veya menü değil, wifi şifresi. Wifi olmaması veya çalışmaması ciddi isyanlara yol açabiliyor, egzotik diyar gezen turistler arasında!
Restoran deyince, Fas yemeklerinde salata yok. Salade Marocaine denilen şey, yan yana konmuş birkaç çeşit sade pişmiş sebze. Yemeklerde karbonhidrat da yok, sırf hayvan: kuzu, dana, tavuk, bazen balık. Yemeğin üstüne bir nevi karbonhidrat olan kuskus (bulgurun bir başka boyutu) var tabii, çoğunlukla sebzeli olarak. Alkol ise her yerde gayet bol ve bizim memleketten daha normal karşılanıyor. Sadece restoranların açık hava bölümlerinde servis yapmıyorlar – ama bunu da o kadar tatlı tatlı söylüyorlar ki insan kızmıyor. Zaten genelde -rehberimiz Gündoğan’ın söylediği gibi- güler yüzlü ve servise uygun bir halk Faslılar, daha doğuya özgü olan o gurur ve hava yok, mütevazılar.
Belki bundan, belki başta dediğim gibi her şeyin beklenebileceğinden daha uygar olmasından, Fas’ta yerleşik yabancı çok var, sokaklarda, dükkanlarda sürekli sarı kafalar görülüyor. Kimse de “Bunlar da kim ulan!” diye yabancılayarak, küçümseyerek bakmıyor. Sanki bir sessiz bilgelik var, “Olan olduğu gibidir,” diye. Bir de sakin bir estetik: güzel kırmızının güzel tonları, patlayan mavinin yanı sıra.
Yves Saint Laurent’ın binbir çeşit bitkiyi barındırdığı Majorel Bahçeleri, Marakeş’in rengarenk, yılanlar ve maymunlarla dolu meydanı Jemaa el-Fna, bir metre yukardan bardağa dökülen şekerli nane çayları, pazarda üstleri sinek kaplı olarak sergilenen şerbetli şık tatlılar, sonsuz renkte ve sonsuz miktarda kumaşlar kumaşlar kumaşlar, Berberi işi değişik kilimler, irili ufaklı, bakırdan dövme, tam 1001 Gece Masalları havası yaratan lambalar, çiçeklerle dolu bakımlı ve tertemiz bulvarlar, rengarenk fesleriyle güler yüzlü veya umarsız adamlar… Fas’ın satırbaşları bunlar.
Fas “tam olarak” anlatılmaya kalkılırsa bir İhsan Oktay Anar romanı gibi uzar da gider – doğrusu sırf Jemaa el-Fna bile bir novella edebilir rahatlıkla! O yüzden ara ara bu uygar Arap ülkesini ziyaret etmek, yerinde gözleri, kulakları, burunları dört açmak, bu duyular şenliğinin tadını doyasıya çıkarmak en iyisi.
(Nisan 2017)