İçeriğe geç

Asırlık mermerlerin mirası, sevgi…

IMG_9141

O kadar çok şey demek istiyorum ki şu anda. O kadar çok güzel duyguyla dolu ki içim, kalbim: Neşe, tatmin, birlik, bütünlük, huzur, mutluluk… Ama en çok, sevgiyle dolu. Gerçek, katıksız, kuşkusuz, saf sevgiyle.

Beni bilen bilir. Sevgi böceği değilimdir. Böyle güzel kalpler dolu laflar falan dolanmaz ağzımda sürekli. Herkese ilanı aşklar eylemem.

Şu an, gerçekten sevgi doluyum. Sevgi doldum. Kalbim büyüdü sanki. Dün gece, ortaokul ve lise arkadaşlarımla Robert Kolej’den mezun oluşumuzun 30’uncu yılını kutladık. Ve birbirimizi sevgiyle doldurduk. Sanki birer boş testiydik, orada, çocukluktan bireyliğe geçtiğimiz o topraklarda, o sütunların gölgesinde, o hollerde ve o ağaçların altında tekrar, bir kez daha, sonsuz kardeşliğin suyuyla dolduk. Geçen bütün yılları ve aramızda kalan bütün boşlukları kendiliğinden akan bir sevgiyle doldurduk. Kendimizi, 15 yaşımızda olduğu gibi sırtı yere gelmez, yenilmez, yenilse de devrilmez, devrilse de devasa bir güvenlik ağından, birbirinin kollarından başka bir yere düşmez, düşemez hissettik.

Ne güldük, ne eğlendik… Eh ama başka zamanda, başka yerde de eğlenmişizdir elbet? Burda, bu akşamki başka türlü bir eğlenmekti. Her şeyimizle ve her halimizle kabul edildiğimiz bir yerde, ailemizin içinde idi: O yüzden eğlenmek sınırsızdı, sevmek sınırsızdı, sevilmek sınırsızdı. Hepimizin bir ailesi vardı elbette sınırsız olabileceği ama kaç kişi olacak?.. Burada ben diyeyim 50, siz deyin 60, kayıtlar desin 70 kişi, hem de bazısını ilk görüşte tanımadığımız -ama yine de bildiğimiz- 70 kişi hep beraber, bir aile rahatlığında, bütün bir gecenin uzun saatleri boyunca, tam olduğu gibi, sınırsızca var oldu; rolleri, yapması uygun gelenleri, olmaması gerekenleri, yakışmayanları, beklenenleri bir kenara bırakarak.

Eğlendik derken, herkesin hayatı dört dörtlük, güllük gülistanlıktı da ondan mı eğlendik? Yoo. Bin bir türlü dert sıkıntı vardı, herkesin hayatında bir savaşı bir uğraşı vardı, zaferlerimiz kadar yenilgilerimiz de vardı… Yine de: Birlikteydik işte! Yirmi senedir görmediğimiz ama bizi tanıyan birileriyle. On senedir konuşmadığımız ama çok yakın olduğumuz birileriyle. Nerde yaşadığını, ne yaptığını bilmediğimiz ama bizi seven birileriyle.

Şimdi size, birinin ne kadar müthiş bir enerjiyle dans ettiğini, başkasının nasıl hala su gibi viski içtiğini, ötekinin ne kadar nazik bir beyefendi olduğunu veya berikinin nasıl pırıl pırıl genç kaldığını anlatabilirim. Kimin en çok değiştiği ve hangimizin tıpatıp aynı kaldığı konusunda çekişebiliriz. Kimin purosunun en kalın veya saatinin en büyük olduğu, kimin tektaşının güzel, kimin botoksunun fark edilmez olduğu tartışılabilir. Yiyeceklerin içeceklerin ve servis elemanlarının harikalığını, fotoğrafçıların bizi toparlama becerilerini, bugüne özel tişörtlerin düşünülmesinin ne tatlı olduğunu ve amatör fotoğraf ve video çekimlerimizi görmeyi heyecanla beklediğimizi yazabilirim. Bir kez daha kampüste gizli gizli sigara içilmesinin (bu kez nihayet içenler safında olmasam da!) ne sevimli bir his olduğunu, onun yanında yaşla eklenen puroların bulutunda birleştiğimizi. Zamanımızın müziklerini patlatan müzikçilerin ve bize özel DJ’imizin bastonluları bile piste çektiğini ve nihayet 50’ye merdiven dayarken, dans etmek konusunda “self-conscious” hissetmeyen yaş grubuna erdiğimizi!

Ama yo, beni asıl ilgilendiren bunlar değil: Gecenin sonunda damağımda kalan tat, bunlarla alakalı değil… Gecenin sonunda ben mutluyum, sen mutlusun, onlar mutlular!

Gelenleri sayıyoruz, gelemeyenleri anıyoruz, adı sanı duyulmayanlara şaşıyoruz, geleceğim deyip gelemeyenlere söyleniyoruz… Kim kimle konuştu, kim kimle konuşamadı, kim kimle konuşmadı ve kim kimle başka neler yaptı… Marble Hall ve üstünden kimlerin kimlerin geçtiği o taş basamaklar; Suna Kıraç ve ağaçların arasından sızan dolunay; yemyeşil yoluyla, inanılmaz manzarasıyla çoğumuzun çocukluk hayallerini şekillendiren cânım Plato, hepimizin sevgilisi Bingham ve yatakhanede bir gece, sabah ışığında tekrar sevgiyle pırıl pırıl gözlerle Plato’da bir sofrada toplanmak… Akşamına bir de, herkes bambaşka yerlerde de olsa, dolunay sevgi meditasyonu: oh ballı börek!

Birimiz demişti ki o gece, buranın kıymetini bilemedik. Buranın kıymeti işte bu! Yaşadığımız her gün, buranın kıymetini yaşıyoruz biraz da. Çocuktuk, ergendik hepimiz, ne kadar ne kıymeti bilinirse o kadar bildik herhalde… Ama şimdi yetişkin hayatımızda diyoruz her gün, hissediyoruz, tadını çıkartıyoruz anbean: İyi ki ordaydık, iyi ki öyleydik, iyi ki Robert Kolejliydik.

Bütün bu yaşananlara, yazılanlara bakıyorum, Reunion gecesi aklımın penceresinden, gözümün önünden geçiyor, ağzımdan şu kelimeler dökülüyor: Yaşasın, biz bu hayat denen şeyi az buçuk kıvırmışız yahu!

Kategori:GenelOrdan burdan insandan...