İçeriğe geç

Hangi taraftasın?

IMG_6765

Ailenizden birinin korkunç bir şey yapmış olduğunu öğrenirseniz ne yaparsınız?

Onu nereye koyarsınız, bunu bilenleri, bilmezden gelenleri nereye, kendinizi nereye koyarsınız? Öğrendiğinizde ne yapacağınız, nasıl tepki göstereceğiniz bir yana, bunu öğrendikten sonra “ne olursunuz”?..

***

Amerikalı aktivist ve sinemacı Travis Wilkerson, Did You Wonder Who Fired The Gun adlı filminde bu soruyu yanıtlamaya çalışıyor. Hayatını ‘doğru tarafta’ olarak ve bunun etrafında çalışarak geçiren Wilkerson büyük dedesinin bir (değil hatta filmi çekerken öğrendiği gibi, iki!) zenci adamı öldürdüğünü ve bunlar için hiçbir ceza almadan, bedel ödemeden, hayatını hiçbir şey olmamış gibi sürdürdüğünü öğrendiğinde bu filmi çekmeye koyulmuş. İçindeki karmaşayı ortaya dökmek / çözmek / anlamak / anlamlandırmak / bence bir anlamda, varlığını doğrulamak için.

Ne kadar zor, kendi temelinde bulduğun bir şey hiç de istediğin gibi olmadığında, olmak istediğin gibi olmak. Kendinde o hakkı bulmak. Kendi varlığını, devasa bir yanlışa rağmen doğrulamak.

”Hangi taraftasın?” diye soruyor film, bir aşamada. Duraksamadan yanıtlamak lazım: “Doğru tarafta!”

Gözlerinden kanlı yaşlar da aksa, elini, kolunu, bir uzvunu kesip arkanda bırakman anlamına da gelse, doğru tarafta olmak lazım. Geçmişte kalan o tartışılmaz yanlışı, o temel bozukluğu görmezden gelirsen, inandığın her şeyi de artık görmezden geleceğini anlamak. Ama doğrudur: Herhalde en zoru, o seçimi yapabilmek. Korkunç gerçeği görmezden gelip gömmek, halının altına süpürmek, hiç olmamış gibi yapmak çok cazip bir seçenek başta. Unutmak amacıyla buruşturup attığın, üstünde çirkin bir teklif yazılı olan peçete gibi. Eğer onun oradan, gömüldüğü, süprüldüğü, atıldığı yerden durup durup kafa çıkaracağını, hayatına çomak sokacağını da unutabilirsen…

Alternatifi, yani bu gerçeğin gerçek olduğunu kabul etmek, gerçekten olmuş olduğunu, bu insanın bu korkunç eylemi gerçekleştirdiğini kabul etmek ise tüm hayatını yeniden tanımlamayı gerektiriyor. “As steady as a rocking horse, as subtle as a bruise.” Ben sandığım insan değilim, çünkü temelim sandığım gibi değil! Neyim o halde? Nerden geliyorum, neye inanıyorum, nereye gidiyorum?..

Wilkerson’un teyzelerinden biri, sonradan azılı ırkçı ve ayrılıkçı olan biri, “dedelerinin her ikisinin de kusurlu olduğunu” söylüyor filmde çeşitli “açıklamalar” arasında. Ne cüret! Herkes kusurlu, hepimiz kusurluyuz! Allahın insanları kusurlu yaratması, Allahın peygamberleri dahi kusurlu yaratması böyle temel bir görüş, temel bir algılama, temel bir varoluş çizgisi için geçerli mazeret olabilir mi?!

Düşünüyorum filmden çıktıktan beri, kusurlu insanları sevemez miyiz, veya sevdiğimiz insanların kusurlu olduğunu fark ettiğimizde ne olur… Tek cevap var buna, insan olan için: Kusur var, kusur var, kusurun da kırmızı çizginin ötesinde olanı var! Ben seni seviyorum, çok hoşsun ve esprilisin, senle güzel vakit geçiriyorum, ama çalıştığın şirketi dolandırıyorsun… Ben seni seviyorum, çok bilgilisin ve senden çok şey öğreniyorum, ama karını dövüyorsun… Ben seni seviyorum, çok başarılısın ve beceriklisin, bana da değer veriyorsun, ama insanları küçük görüyor, aşağılıyorsun… Ben seni seviyorum, ailemdensin, ortak kanı ve ortak değerleri paylaşıyoruz, ama… Ama paylaşıyor muyuz acaba?

Birinin dediği gibi, hakkı olmayan şeyleri de Sezar’dan almak lazım.

***

Boşluk, sadelik, sessizlik insanları kendileriyle yüzleştiriyor; bunu keşfettim bugünlerde… Ondan kaçıyor, kaçınıyorlar. Yalnızlık onlara kendilerini hatırlatıyor, kendileriyle yüzyüze getiriyor onları. Gürültü, kalabalık, bir şeyler yapmak, hep kaçış yolları oysa! Sessiz ortamları, hafif müzikleri, sade dekorları düşünün. Filmleri hatırlayın, bir Pasolini filmine, bir Angelopoulos filmine dayanamayanları… Kendine dayanamayanları. 

Oldum olası sadeliğe vuruldum, yalnızlığı sevdim, yalnızlığımı başımın üstünde tuttum. Çünkü hiçbir an, kendime dayanamama durumunda kalmadım. Hiçbir an, içimle dışım, düşündüğümle yaptığım, hissettiğimle söylediğim, doğru bulduğumla ortaya koyduğum arasında bir çatışma olmadı. Olamadı. Daha “mutedil” şekilde var olmak isteyen için bu bir kusurdur belki; benim içinse tek varoluş biçimi, en ve tartışmasız doğrum. Ne bedel gerektirdiyse, hiç gocunmadan, gözümü kırpmadan ödedim her zaman. Karşılığındaysa “Hangi taraftasın?” sorusuna cevabım hep tartışmasız, hep bir, hep aynı oldu: Doğru tarafta!

(Nisan 2018)

Kategori:Ordan burdan insandan...