İçeriğe geç

Faresiz bahar?!

Arada aklıma geldiğinde ciddi ciddi endişeleniyorum: Bu geçtiğimiz bahar eve hiç fare girmedi! Fakat neden? Hayır olsun inşallah, her şey yolunda olsun da doğada…

Bu aslında bir başarı sayılmalı, değil mi? Sonuçta her ne kadar doğayı sevsek de, yaşam alanlarımızı ayrıştırmaya çalıştığımız bazı türler var elbette. Bunlar arasında dün akşam terasta ani bir hamleyle hakladığım, sarıtay denen korkunç örümcek cinsi veya buralarda kesinlikle kuyruklu denen akrepler kadar fareler de yer alır. Özellikle baharlarda, önce çiftleşmenin, sonra yavrulamanın verdiği çılgınlık ve sınır tanımazlıkla akıl almayacak yerlerde ve durumlarda ortaya çıkabilirler. Hatta normalde “çıkarlar”.

Evin tüm kapı, pencere ve duvarları gayet güzel “faregeçirmez” hale getirilmişken, esas bir giriş noktası mecburen kalır mesela onlara: köpek kapısı! Al bakalım, oldu mu sana fare kapısı… Hafif ittirdi mi buyrunuz, salonun göbeğinde. Salonda yapacak fazla bir şey bulamaz, yandaki mutfağın tezgahlarına doğru seyirtirler genelde. Zaten sadece yerlerde gezecek olsalar sesimi dahi çıkarmayabilirim, ama yok, maalesef o kemirgen eninde sonunda mutfak tezgahına revan olacak!

Bu durumda hemen depodan tahta kapanlar alınır, güzel sert bir peynirle kurulur. Peyniri kapı çengeline takmakla kalınmaz, kapanın sağına soluna sürerek koku yayması da sağlanır – bakın bu tüyoyu size kimse vermez! Eskiden bir, iki kapanla çalışırdım; son senelerin fareleri zeka olarak sınıf atladı, onları kandırabilmek ve yakalanma hızını artırabilmek için sayıyı dörde çıkardım. Kapanlar farelerin görüldüğü noktalara ve orayla bağlantılı diğer fare cazibe noktalarına yerleştirilir. Ama bu da yeterli değildir: Bir de güzel peynir kokusunu alan köpeklerin kapanı didiklememesi için uygun, yani kuytu bir yer olması gerekir…

Şimdi laf aramızda, ben pek güzel kapan kurarım. Ne de olsa koşullar insanı yaratır, değil mi? Benim kapanlardan normal şartlarda yarım saat içinde o beklenen “çat!” sesi gelir. Bir keresinde mutfak tezgahının uygun bir yerinde kurmuştum mesela, farenin de orada gizlendiğini görerek. Az ötesinde durup sessizce bekledim, biraz sonra fare gizlendiği yerden çıkıp, gözlerimin önünde arka ayakları üstüne dikilerek havayı -yani peyniri- koklamaya başladı! 10 dakika sonra da kapandaydı tabii.

Genelde gece olan kapana kısılmalar, insancıl ev sahibini zor durumda bırakır: Ne olacak şimdi bu fare?! Kapanı alıp, şöyle bahçenin içinde bir kenara fareciği salıvermek söz konusu değil tabii… Sarı boyayla işaretlenen, müdavim faremizin seneler önce gösterdiği gibi, fareler alışkanlık hayvanlarıdır ve aynı fare aynı yerden girip aynı şeyi kemirmeye devam eder! O yüzden ya arabaya atlayıp veya ufak bir yürüyüşe çıkıp, daha uzak diyarlara salınması gerekir; bunun için de bir zahmet ziyaretçinin sabahı beklemesi.

Sabaha kadar kapanın içinde tırtıklanıp debelenip ses çıkarmasını da sineye çekmek gerekir bu durumda. Çok da fuzuli değil aslında bu tırtıklanmaları: Bir keresinde sabah kalktığımda kapanı boş bulduğum olmuştu! Tahtanın bir budağını bulmuş, oradan delik açmayı başarıp firar etmiş arkadaş. Sabah üstüne güneş vurup hayvancağızı bunaltmadan (bir keresinde de salınmayı beklerken güneşte kalıp sizlere ömür olmuştu, bu acı tecrübeyle sıcağa hassasiyeti öğrenildi) ilk iş özgürlüğe doğru harekete geçilmeli…

Tahta kapanın kapağını açarak minik fareyi özgürlüğüne fırlatmadan evvel de, yine önceki tecrübelerimizden mütevellit, dikkat edilmeli: Gözlerini kapana dikmiş, ganimet bekleyen bir köpek var mı? Farenin atılacağı yer kedi yuvası mı? Fare kuyruğunu kapan yayına kıstırmış ve salla salla kapandan düşemeyecek durumda mı?.. Bunların hepsi tamamsa, zıplayarak insandan uzaklaşacak, arkasına bakmayacaktır ufaklık… Bir sonraki maceraya kadar.

Kafese girdikten sonra, yani durağanken o kadar da sevimli ki kerata! Kafeste koşarak bana doğru gelip üstüme doğru işeyeni, evin arkasındaki temizlik dolabına kestane taşıyanı, yer tahtalarının altındaki dehlizleri keşfederek saniyede salonla banyo, odayla hol arasında gidip geleni, çarşaf yığınları arasına avuçlar dolusu zeytinler biriktireni, temizlik bezlerini ve köpek tüylerini alıp kiremitler arasına sokuşturarak yavrularına yuva yapanı… Sempatikliği bir yana, bu hayvanın sonsuz içgüdüsel bilgisi, ihtiyaç duyduğu her şeyi becerebilmesi ve hayatta kalma dürtüsü -benim “steril” hayatıma tüm müdahalelerine rağmen!- bende büyük bir saygı uyandırıyor.

***

Temizlik yapan Fatoş, yeri mutfak tezgahının köşesi olan ufak çöp kutusunu neden dışarıya koyduğumu sordu. “Dün akşam kıpırdıyordu da ondan,” dedim. Hmmm, dedi, işine devam etti. Bizde durum budur; bizim eski gelin böyle bir kıpırdamada evi taşıyabilir… Neyse, bu kıpırtı bir fare mi, daha ufak bir canlı mı bilemedik (aşırı hışırdayan bir torba vardı işin içinde), o yüzden savımız devam ediyor: Bu geçtiğimiz bahar eve hiç fare girmedi!

Yoksa evin bir köşesinde gizlenmiş sessizce ve topluca bana gülüyorlar mı şu anda? Peki ama bir dakika, şu arka odanın dolabından gelen tıkırtı ne ki?..

(Temmuz 2018)

Kategori:Orda Bir Köy Var Uzakta