İçeriğe geç

peki ama ben seni…

fevrinden ki yandım, cürmünden ki korktum
sana geldim ışımadan içimin gölgeleri
(faris kuseyri)

güvercinler neden uçar, ne zaman konar? aradığımızı ne zaman, neyden sonra buluruz? hep aynı şey midir peşinde koştuğumuz, yoksa her an değişip bizi afallatır mı? bulduğumuzda emin olabilir miyiz, hah tamam işte bu, diyebilir miyiz kesinlikle?

nereden seviyorum ben seni? nece seviyorum? ne renk seviyorum?

nereni seviyorum ben senin, hangi kokunu, hangi sesini, hangi elini?

kuşlar uçuyor. kuşlar konuyor. sular akıyor ve sular donuyor. boş bir kase kırılıyor bir yerde. bir kahkaha patlıyor. bir kız çocuğu çember çeviriyor ve iri bir şahin bizi süzüyor. ben seni ne zaman, hangi ülkede, ne dilde seviyorum?

insanlar yeşeriyor. gemiler kalkıyor. yıldızlar yağıyor, koyu kırmızı bir şarap ta yükseklerden bir bardağa dökülüyor, is kokusu, alev sıcağı, çığlık, varlık, yokluk, birlik. sormuştum bir zaman kendime: nasıl varırız o öteki kıyılara? böyle, birisi elimizden tuttuğunda elbet. birisiyle böyle elele kenetlendiğimizde, bitmez tükenmez yollara düşmek üzere…

hangi parçamsın sen benim? neremden kopup bir bedene dönüştün de karşıma çıktın tarihin ortasında? nasıl tam benim sözcüklerimle tam aynı anlarda konuşuyor, tam gereksindiğim derinlikte susuyorsun? hangi itkiyle tam kopmak üzereyken beni bağlıyor, tam korkmak üzereyken sarıyorsun beni?

tanımadığım bir beni izliyorum uzaktan, yıldızlar dökülüyor kafamdan aşağı, o ben seninle sen oluyor, seninle aşk oluyor, seninle bir oluyor. içimde var olduğunu bilmediğim güzellikte yerlere götürüyorsun beni. a a, diyorum, burda ne güzel bir oda varmış! şuraya bak, nasıl güneş alıyormuş, diyorum, peki ya şu köşe, oranın keyfini sürmedim hiç?.. 

elimdeki her şeyi silip, yepyeni bir alfabeyle temize çekiyorum. o tanımadığım ben, seninle birlikte her zamankinden daha ben oluyor. hep olmak istediğim, karanlık köşeleri aydınlanmış, kirli köşeleri temizlenmiş, kokan köşeleri havalanmış bir ben. seninle, içimin gölgeleri ışıyor sıra sıra. seninle, ben beni nihayet (daha çok) seviyorum. 

sen nasıl bir şeysin, biz ne renk bir şeyiz, ne kokuyor nefesimiz ve neden kaldırımların yüksek kenarlarında yürüyoruz, nerden biliyoruz ip merdivenlere tırmanmayı, peki ya bu bağ hangi dünyaya, hangi çağa, hangi genlere ait, dinozorlar kadar, Asya bozkırları kadar, Yunus Emre dizeleri kadar köklü içimde, ben bunu bilim kurgu sanırdım, böyle bir duygu elbette ki yoktur, bir sanrı bu, abartılı, yapay… oysa sen – 

sen gerçeksin ve kalbime sığmıyorsun.

(aralık 2018)

Kategori:Ordan burdan insandan...