İçeriğe geç

Eylemler, bağlantılar, güçler

Koronavirüs krizinin ve kriz çevresinde yaşanan tüm yaşamsal gelişmelerin yurt çapında, yavru vatanda ve dahi dünya etrafında insanları nasıl olup da yerlerinden kaldırmadığını, dahası koltuklarından kaldırıp fırlatmadığını halen anlamış değilim.

Yıllar yıllar önceydi, her notasını dinleyip her kelimesini okuduğum Keith Jarret’ın bir albüm kapağı yazısında, “eski toplumlarda eylemlerin bir öncekiyle ve bir sonrakiyle bağlantılı olduğu, bir sonraki eylemin bir öncekinden kaynaklandığı, şimdiyse modern insanın hayatının kopuk ve birbirine anlam vermeyen eylemlerle dolu olduğu” mealinde satırlarını okumuştum. Yıllar yıllar önce, pek güzel eğitim aldığım ve beklendiği gibi “corporate ladder” basamaklarını çıkma başarısını tercih etmediğim için burun kıvrıldığım, en iyi ihtimalle garipsendiğim zamanda, bu satırlara “Hah! İşte bu,” demeyi başarmıştım.

Aslında bir şey okumaya, düşünmeye, karar vermeye falan gerek de yoktu. Burada bu hayatı, içinde benimki gibi doğayla, çevreyle, “esas olanla” uyum sağlamak dürtüsüyle yaşayan biri zaten eninde sonunda oraya gelecekti: Birbirleriyle bağlantılı, birbirlerini anlamlı bir şekilde takip eden eylemlerden oluşan bir yaşam.

Bunu en rahat bahçe örneğinde anlatabilirim doğadan kopuk insanlara sanırım: Bir meyve yersin, çekirdeğini toprağa dikersin, ağaç olur. Ağaç sana meyve verir, gölge yapar. Yaprakları kendisine gübre olur. Fazla büyüyen dallarını keser, yakarak ısınırsın. Bazılarını meyve taşıyan dallarına destek olması için sopa olarak kullanırsın. Altında biriken yapraklı gübreli toprakla sebze ve ot yetiştirirsin. Budadığın yapraklı dalları fidan diplerine veya yabani ot çıkan yerlere serersin. Çocuğun seni izler, yapabildiği işleri ona yaptırırsın. Acıktığınızda ağaçtan meyve toplar veya bostandan sebze toplarsınız. Dallarla, taşlarla, çürük meyvelerle kendine oyuncak yapar çocuğun. Yorulunca ağacın gölgesinde uyur…

Her bir eylemin anlamlıdır ve öncekiyle sonraki, birbirine hiç sapmasız dosdoğru bağlıdır. Alışveriş merkezine gidip hediye almak, çocuğunu yuvaya bırakmak, telefonla yemek sipariş vermek gibi değil. Çok bağlantısız, çok kopuk yaşıyoruz bugün, çok. 

Bu yazıyı yazmaya oturmadan az evvel, koronavirüs öncesi paylaşılmış bir videoyu tekrar izledim ve hayrete düştüm. Kalkınma uzmanı Hintli kadın, nasıl da tam şu anda içine düştüğümüz durumu tarif ediyordu: “(…) Erkekler ‘önemli’ işleri üstlendiler, savaşmak, para kazanmak gibi. Kadınlara ‘önemsiz’ işleri bıraktılar, yemek yapma, çocuk yetiştirme, ilişkiler kurma, paylaşma gibi. Şimdi kadınların rollerinin ne kadar yaşamsal olduğunu, onların bu becerileri olmadan dünyanın dönmeyeceğini görüyoruz…” 

Ellerimizle çalışmanın ne kadar değerli olduğunu, modern dünyada küçümsenen bu eylemlerin evrimin en üst biçimi olduğunu ve elleriyle çalışmayı beceremeyenlerin kurtulamayacağını anlatıyor (adını kaçırdığım) uzman. Onun söz ettiği, “çakma ucuz (fake cheap)” ürünler gibi (dünyayı zehirleyen, genç kızları öldüren tekstil sanayinin ürünleri ucuz mu gerçekten?) “çakma güçlü” bir sınıf var: Fonlarda borsalarda bankalarda paraları, müthiş malvarlıkları, finans veya benzeri teorik uzmanlıkları ve çok geçerli adları ve titrleriyle, kendilerini normalde ultra güçlü sanan (sayan) ve fakat elleriyle bir ateş yakmayı, bir domates dikmeyi, bir yerden bir yere yürüyerek gitmeyi, bir ağaç budamayı veya bir akrep öldürmeyi beceremeyecek, hasılı gerçek hayatta kalma becerisi sıfır olan insanlar.

Bu “öteki” dünyada, giderek daha sık karşımıza çıkacak olan, daha uzun süreli tattırılacağımız, daha gerçek hale gelmeye başlayacak olan bu öteki gerçeklikte işlev gösterebilmek, gerçek güç. Bunu on beş yıldır dağda yaşayan biri olarak söylemiyorum, bunu buraya taşındığımın ilk yıllarında elektriğimin 24 saat kesildiği ve ben bundan zevk aldığım zamanlarda da biliyordum. 

Sizin o güç, garanti, güvence sandığınız şeylerin sizi kandırdığını söylüyordum. Çakma güçle muhatap olduğunuzu, bir-ki-üç-tıp denip tüm dünyanın modernitesi sonlandığında birkaç güne kemiklerinizi sıyırıyor olacaklarını. Sürdürülebilirlik üzerine kurs alacak kadar ilgisi olan, genç, becerikli insanlar bile öyle şaşkınca sorular soruyor, öyle akla sığmayan yorumlar yapıyor ki, geçenlerde böyle bir soru üstüne Çalıkuşu’nda Feride’nin kalfaya “Yerleri silmek için kaç kova su lazım?” diye sorması aklıma geldi, gülsem mi ağlasam mı şaşırdım!

Ama bunları, “Aman ben ne kadar akıllıyım da doğru yaşıyorum, siz yanlış yaşıyorsunuz, nanik!” diye yazmıyorum. Haşa. Evet, doğru yaşadığımı görüyorum ve bundan çok memnunum elbette. Hayatta kalma becerilerim var. Doğrudan ihtiyacım olacağını hayır düşünmüyorum, dünyayı dinozorlar basmayacak ve ellerimizle topraktan solucan ayıklayıp yememiz gerekmeyecek. Ama kendimi güçlü hissediyorum, doğru bağlantıları kurmuş ve doğru yolları takip ediyor olduğum için. Çakma değil, gerçek güçlü. Kaynaklarımı kendi hayrıma ve dünyanın hayrına, geleceğin hayrına doğru yönlendirebildiğimi mutlulukla görüyorum.

İşte herkesin de bu koronavirüs krizi vesilesiyle bir parça silkelenip, güç sandıkları şeylerin gerçekte güç olup olmadığını sorgulamasını, yoksa başka bilgiler beceriler hatta en doğrusu deneyimler peşine mi düşmeleri gerektiğini düşünmesini ümit ediyorum. En azından bir düşünmesini, sorgulamasını, değerlendirmesini. Hiç de uzak değil aslında o bilgiler beceriler, gören gözünüzü açınca bir anda hepsi ayaklarınıza seriliyor gerçekten. Misal, kendisi diş hekimi, eşi mühendis, İstanbul göbeğinde oldum olası son derece metropol hayatı yaşayan, ancak birkaç yıl önce bir cevizlik ve zeytinlik alıp işlemeye başlayan ve her fırsatta yelken yapan arkadaşımdan doğa hakkında en aklı başında yorumları ve  yaklaşımları duyabiliyorum. Veya Türkiye’nin önde gelen peyzaj mimarlarından biri olarak onlarca yıldır bu gibi çakma güçlü insanlarla çalışmış, üniversitelerde ders vermiş bir hocanın asıl bilgisini adadaki bağından, bir avuç toprağından aldığını. Çünkü aslında hepsi burda, içimizde. 

Hah! İşte konu bu aslında, benim şişinmemden ve sizin yerinmenizden ziyade: İçimizdeki o gerçek dünyayla, gerçek güçle, gerçek varoluşla bağlı olan yeri görmezden gelmeyelim, onu aşağılamayalım, aç susuz bırakmayalım… Ona hak ettiği değeri vermeye başlayalım! Onu sevelim, sayalım, hatırını sorup fikrini alalım. Onunla bağlantı kuralım, ki zamanı gelip gerektiğinde o da bizimle bağlantı kurup bize hayatta kalma becerilerini versin. Bize varolmanın o eşsiz, o dayanılmaz gerçek gücünü tattırsın.

(Mayıs 2020)

Kategori:Ordan burdan insandan...