İçeriğe geç

Aptallar için bir yazı

Hangi aptal dolarla işi olmadığını sanıyor?

Süt içmiyor musunuz? Et yemiyor musunuz?

Ben çiftçiyim, süt ve et üretiyorum.

Girdilerime bakıyorum: 

Aşı, ilaç, yem katkısı, sperma, hepsi ithal.

Temizlik malzemesi, ithal hammaddeden.

Kesif yemin hemen hemen tüm hammaddeleri ithal. GDO’lu mısırlar, soyalar, arpalar, hepsi yurt dışından çok daha düşük fiyatlara elde edilebiliyor, Türkiye tarımının canını çıkardıkları için.

Kaba yem üretmek için gereken mazot döviz kuruyla doğrudan bağlantılı fiyatlanıyor, artık toprağın hali kalmadığı için artan miktarlarda kullanılması kaçınılmaz olan kimyasal gübre ve zorunlu olan sertifikalı tohum ithal ediliyor, traktör ya tamamen ithal ya ithal parçalarla imal ediliyor.

Kablo, ampul, boru, eldiven, bot, hepsinin en az bir kısmı, dövizle alınan parçalar.

Hiiiççç bir şey olmadı, tamamen yerli üretim yapıyorum dedin, peki ya tükettiğin elektrik, doğal gaz, personelin işe gelirken harcadığı yakıt, dövizden bağımsız mı fiyatlanıyor sanki? Ya telefonların, bilgisayarların, yazılımların? Daha sayarım kalem kalem…

E n’oldu?

Aa bakkaldan süt aldım, fırsatçı bakkal amca zam yapmış…

Oldu canım!

Ayol inek de mi dolarla? Kasap da çok fırsatçı! Oldu canım.

Sen Türkiye tarımını öldür, arpayı yoncayı samanı ithal et. Tarımdan sorumlu bakanlıklar, müdürlükler, binlerce memur, yüzlerce bürokrat ülke için bir aklı başında tarım politikası çıkartıp uygulamaya tenezzül etmesin, zavallı cahil yoksul köylü çiftçi kendi yağıyla kavrulsun, yönetilse ne bağlar olacak topraklarımız yıldan yıla heder olsun, bizim vergilerimizle şişman maaşlar alan memurlar sadece bizim işimizi zora sokup ceza kesmeye, maliyetimizi artırıp “Olmaz!” demeye görünsün… Sonra da biz fırsatçıyız.

Ben utanıyorum, koskoca Türkiye’nin koskoca Toprak Mahsulleri Ofisi arpa ithal ediyor, ithal ettiğinin yarı fiyatına biz çiftçiye karneyle satıyor diye. 

Ben utanıyorum, koskoca Türkiye’nin planladığı sulama hattı planladığından yedi yıl sonra (yedi!) hala yapılmadı diye. “Para yok” diyen aynı devletin cebinden gözümün önünde zerre kadar kullanılmayan duble ayrılmış yollar tıkır tıkır inşa edilmeye devam ettiği için.

Ben utanıyorum, koskoca Türkiye’nin Ziraat Bankası çiftçiyi böyle kanırtırken medya moguluna 750 milyon dolar (karşılıksız!) kredi veriyor diye.

O küçücük kafalar utanmıyor.

Fırsatçılığa geri dönersek: Ülkede bağımsız bir üretim yok. Her şey ya ithal, ya hammaddesi ithal, ya ithal ürünlere bağımlı. Döviz kuru yükselince, bu yüzden her şeyin fiyatı yükseliyor. Ee sonra? Dolar yükseliyor = tüm tüketim ürünlerinin fiyatı artıyor = enflasyon oranı yükseliyor = maaşlar enflasyon oranına göre yükseltiliyor = üretim maliyeti artınca ürün maliyetleri yükseliyor = tüm tüketim ürünlerinin fiyatı artıyor = enflasyon oranı yükseliyor… Anladınız siz onu. (Demek istiyorum ama anladığınızdan da çok şüpheliyim.)

E n’oldu? Dolar patladı ama bana ne?! Benim maliyetlerim aynı duruyordur… Oldu canım!

Bugün Türkiye tarımını, tabii ki tarıma bağlı olarak ve aynı yaklaşımla üretimi, ekonomiyi sersefil edenler hayatlarından memnun, onların evlatları Londralarda New Yorklarda yaşayacak… Bu ülkeye sahip çıkmak, bir şeyleri iyileştirmek, güzelleştirmek, geleceğe yatırım yapmak, üretimi artırmak gibi bir niyetleri yok. Evlatlarım ne üretecek ne kazanacak ne yiyecek ne içecek diye bir kaygıları yok… Ne gaflet.

Ah diyecek ne söz olsun ki daha… Bilmiyorlar mı bu gafiller acaba: Yatacak yerleri yok.

(Aralık 2021)

Kategori:Ordan burdan insandan...