İçeriğe geç

Sunday evening blues

Pazar akşamları çok yalnızdır. İnsanın, hayattaki temel yalnızlığını hatırlatır. Hayatın biten her günüyle yaklaşan ölüm karşısındaki. Hatırlatmakla yetinmez, teninin derinliklerine sokar. Bir bahane yaratıp ağlamadan geçirebilirsen şanslısındır pazar akşamını.

Nasıl gereksiz, karaktersiz, boştur… Tanrım niçin, niçin böylesine boştur? Haftanın her gününün heyecan verici bir yanı vardır. Pazartesi yeni bir hafta başlamıştır örneğin, cuma hafta bitmeden tamamlanacak şeyler yapılır, cumartesi hem canlı, hem de özgür bir gündür… Pazar akşamınınsa sadece geçmesi iple çekilir. Baştan kaybedilmiş, ya da kaybedildiği belli olmuş ama yine de oynanıp bitirilmesi mecburi bir oyun gibi.

Evet, ilkokulda ve ortaokulda ödevleri yapmadığını hatırlama, tekrar okul haftasına başlayıp sabah karanlığında kalkma, belki sınava yaklaşma anlamına geliyordu. Üniversite yıllarının pazar akşamları ise bu karabasan anıları unutmaya çalışarak geçti. Sonra iş hayatında, pazar akşamı haftasonu tatilinin son saatlerini temsil ettiğinden (tadı çıkartılacağı yerde, nedense) belli belirsiz bir iç sıkıntısıyla kurban edildi – belki artık o aşamada, yılların verdiği ümitsiz alışkanlıkla, pazar öğledensonradan doğrudan pazartesi sabahına geçilmesi tercih edilirdi rahatlıkla, bir tercih hakkı olsa…

İkili hayatta da pazar akşamlarının daha iyi bir sabıkası yok doğrusu: Ya benzer kıskaçlara kısılmış çiftlerle yazın mangal yapılıp kışın kanasta oynanan, ya da burjuva lüksü fırındantazemamalar-pijama-tv formülüyle sabahtan uyku vaktine formula 1 veya süper lig veya dvd’den yabancı dizi izlenen – ama her halukarda bilincin birazcık altından, suçluluk duygusunun da eşlik ettiği, “Bu akşam da geçse artık!” cümlesinin geçtiği bir zaman dilimi.

Peki ama, ya her günü birbirinin aynı olan biri için niye bu kadar farklıdır pazar akşamları? Yalnızlığa hayran olan biri bile niye şikayet eder, pazar akşamları çok yalnız, diye? Başka bir günü ikiyle çarpsak, pek sevilmeyen pazartesi bile kabul, ama pazar gününü idrak etmesek, gibi çıkış yolları arar?

Bu soruları ciddi ciddi düşünür, en çılgınına kadar tüm cevap seçeneklerini değerlendirirken bu satırların yazarı, çok daha fazla okunmuş bazı satırların yazarının da aynı şeye takılmış olduğunu görür; ortada hala bir yanıt olmamasına karşın en azından ‘sorunun doğru olduğuna’ kanaat getirerek rahat bir nefes alır: Meğer F. Scott Fitzgerald neredeyse bir yüzyıl evvel, okumaya doyulmayan öykülerinden birine, “It was sunday – not a day, but rather a gap between two other days,” (Pazar günüydü – aslında bir gün değil de, diğer iki gün arasındaki boşluktu), diye başlamamış mı?

‘Sunday evening blues’ kişinin yaşına, konumuna, uğraştığı işe vb. bağlı değilse geriye pazar akşamının temel yapısal özelliği kalıyor, suçlu etken olarak. O da, ‘son’ olma durumu. Hayatımızın yapı taşı aylar değil; günler planlamak için çok kısa, yıllar ilerisini görmek için çok uzun, elimizde haftalar var en uygun birim olarak. Pazar akşamları, hayatımızın bir haftası daha bitiyor. Gözlerimizin önünde. Gözümüze soka soka.

Yapabileceğimiz hiçbir şey yok. Halledilemeyen, gelecek haftaya kalan işler bir yandan; bir haftaya daha çentik atılması, hayatımızdan bir hafta daha eksilmesi, yazdan geriye bir hafta daha az kalması öte yandan. Bu hafta bitti: Çok mühim bir haftaydı. Çok işler halledecektim, çok kilolar verecektim, çok paralar kazanacaktım, ama olmadı. Bitti. Şimdi hiçbir işe yaramayan bu lanet akşamın geçmesini beklemeliyim ki gelecek hafta, yarın sabah, bir kez daha deneyeyim!

Pazar akşamları. Bir türlü dolmak bilmeyen, doymak bilmeyen o kara delikler. Hayatımızın kara delikleri.

(Aralık 2005)

Kategori:Çok eski bir gündü...