Benim iki sene önümde kimya mühendisliği okuyan ablam, 3. senesinin sonlarında bir gün okuldan geldi ve dedi ki: Yahu bu nasıl iş?! İlk 2 sene boyunca her derste kafamıza kaka kaka PV’nin nRT’ye eşit olduğunu* okutuyorlar, ondan sonra okul bitene kadar da bunların birbirine nasıl ve ne kadar eşit olmadığını…
Geçen gün televizyonda izlediğim hukuk dizisinden yola çıkarak dünyanın gerçekten de “ideal” olmadığını düşünürken, bu isyan geldi aklıma. Evet, dünya ideal veya mükemmel değil, gazın “ideal” olmadığı gibi. Ve biz dünyanın ideal olmadığını da aynı düşkırıklığı ile, aynı zorlukla, aynı şekilde öğreniyoruz: Önceleri, çocuklukta, gençlikte, eğitim yıllarımız boyunca bu gerçek bizden özenle gizleniyor. Sanki dünya mükemmelmiş / mükemmel olmalıymış / mükemmel olabilirmiş gibi idrak etmemiz sağlanıyor. Ki buna doğru çalışalım, buna azmedelim…
Sonra, iş hayatı olsun, özel hayat olsun, sosyal hayat olsun, herhangi bir alanında esas hayatla yüz yüze kaldığımızda gerçek, tüm acılığıyla bizi sarsıyor: Dünya mükemmel değil! Ve hatta, olamaz da! Biz, dünyayı mükemmel yapamayacağız! Tek bir acı çeken çocuğun kalmaması, tüm köpeklerin sahipli olması, hiçbir kadının ezilmemesi, kimsenin karnının aç kalmaması, soluduğumuz havanın hep temiz olması, cehalet veya hırs yüzünden artık kimsenin ölmemesi ve hiçbir tüccarın hiç kimseyi düdüklememesi hayır, mümkün değil. O yüzden yapmamız gereken aslında mükemmel bir dünya için iğneyle kuyu kazmaktan veya boşa kürek çekmekten vazgeçip nasıl ufak ufak idare edeceğimizi öğrenmek…
Dünya mükemmel değil ve biz bu acı gerçekle birlikte yaşamak zorundayız. Şimdi, 40’larımda ilerlerken artık bunu kabul edebiliyorum –en azından zaman zaman! – ve ideal ile gerçekçi olan arasında denge kurabiliyorum. Ve ancak şimdi görebiliyorum ki hayatımın büyük bölümü bu gerçeği reddedip buna karşı isyan etmekle geçmiş. Şimdi nihayet kabul ediyorum ki ben, BEN, dünyayı mükemmel bir yer yapamayacağım. (Ama bu cümleyi okumak bile ne kadar acı verici, inanamazsınız…)
Çünkü BEN, bu büyük harflerle olan ben, mükemmelin peşindeyim. Peşindeydim. Bunun ne kadar yıpratıcı bir misyon olduğunu bilmeden, en başta kendimi, kendi hayatımı, ardından da herkesi ve her şeyi bu çerçeveden değerlendirdim. O yüzdendi beğenmemem hiçbir şeyi. Hiçbir işi, hiçbir eşi, hiçbir insanı ve hiçbir olayı kolay kolay “değer” bulmamam. Mükemmelin peşindeydim çünkü, hiç mükemmel olmayan kendimle ve hiç mükemmel olmayan hayatımla.
Sonra bir gün, ne gün ve nasıl ve neden bilmiyorum, bir gün o mükemmel olmayan hayatımın kendi seçtiğim, kendi yarattığım şahane bir mozaik olduğunu gördüm. Mükemmellikten uzak ve o derecede harika! Kendi içinde öncelikleri, umursanmayanları, isyan edilecekleri ve mücadele alanları olan bir hayat. Birçok kusuruyla kendi sınırlarını zorlayan ve yeniden yaratan bir ben. Hiçbir zaman mükemmel olmayacağımı, hem ailemi, hem kendimi, hem özel çevremi, hem toplumu memnun edecek bir kalıp formül olmadığını – ve iyi ki de olmadığını – gören ben.
“Haksızlıkları engellemeye gücümüzün yetmediği zamanlar olabilir ama bunlara itiraz etmediğimiz bir zaman olmamalı”**. Kabul, dünyayı mükemmel yapamayacağım. Ama her zaman itiraz edeceğim! Mükemmel olmamasına her zaman isyan edeceğim! Her zaman savaşacağım, her zaman nefesim yettiğince mücadele edeceğim! Evet, iğneyle kuyu kazmak olacak ama kazacağım yine de, bile bile…
Mücadelem “mükemmel”in kalıplarındaki gibi olmayacak belki, bölük pörçük, şekilsiz olacak belki, beğenilmeyecek – ama ne gam! Ben ne yapabiliyorsam, ne yapmak istiyorsam, neyi nasıl iyi yapıyorsam onu yapacağım. Kazanacağım, kaybedeceğim, verdiğimden çok daha azını alacağım, ideale asla ulaşamayacağım – ama son nefesimi, ulaşmaya çalışarak vereceğim. “Hep denedin / hep yenildin / olsun / yine dene / yine yenil / daha iyi yenil.”***
Ve bütün bu mücadelenin, hayatım adını verdiğim bu mücadelenin – ki herkes, öyle ya da böyle, ‘hayatım’ adını verdiği bir mücadelede yaşıyor – sonunda, yine İkinci Dünya Savaşı’nda gaz kampından kurtulan Elie Wiesel’in dediğine geliyorum, gururla: İnsan ruhunun ve maneviyatının zaferleri vardır. Bazen, kaybetsen bile aslında kazanırsın.**** Çünkü yazar Murat Uyurkulak’ın dediği gibi, başka bir dünyanın mümkün olduğuna inanmam, inanmamız lazım: “(B)aşka bir dünyanın mümkün olmaktan çıktığı gün, katiliniz asude sokağınızın en kuytu kaldırımında sizi bekliyor olacak...”
Umarım herkes mücadelesinin sonunda, en az benim kadar gururla, insan ruhunun ve maneviyatının bu zaferlerini idrak eder.
(Şubat 2013)
* İdeal Gaz Kanunu: bir gazın basıncı ile hacminin çarpımı, gazın sıcaklığı, miktarı ve bir sabit sayının çarpımına eşittir.
** There may be times when we are powerless to prevent injustice, but there must never be a time when we fail to protest. (Elie Wiesel)
***Samuel Beckett
****There are victories of the soul and spirit. Sometimes, even if you lose, you win.