İçeriğe geç

Hugo & her daim aşk

IMG_2709

Bir çocuk vardı…

Adı Hugo. Bugün onu hatırladım.

Çoğu kimse bilmez Hugo’nun hayatımda varlığını. Çocuk diyorum, ben çok büyük, çok yetişkindim çünkü, tam 24 yaşımdaydım! O ise benden iki yaş küçük, 22. Hugo bir San Diego barında, gayet albenisiz iki genç Türk kadını olarak geleneksel ve sıkıcı şekilde müziğe salındığımız bir akşam buldu beni. Hayatımda varlığı ne çok uzun, ne çok kesif oldu, ama işte o akşam beni bulmasını sağlayan o Hugo bakışı sebebiyle seneler içinde umduğundan çok daha fazla anıldığına eminim.

El muchacho se llamaba Hugo.*

O akşam yanıma geldi Hugo ve, Gel benimle dans et, dedi. Ters ters baktım (beni bilenler gayet iyi bilir o bakışı!) ve, Neden?, dedim. Gözlerimdeki ateşle ilgili bir şey söyledi ve (yine beni bilenlerin gayet şaşıracağı şekilde) dans etmeye başladık. Gecenin sonunda, keşke Melekler Şehri’ne dönmem gerekmeseydi, diye düşünüyorduk ikimiz de. Ben orada yaşıyordum, o San Diego’da. İki saatlik mesafede, aylar içinde sık sık görüştük – bar tanışmasının ve başlangıç cümlesinin çağrıştırabileceğinin aksine, birbirimizden hiçbir beklentimiz olmadan.

Victor Hugo gibi, diye hatırlatmıştı ismini ilk söylediğinde. Hugo ile içinde platonik bir aşk da olan yoğun bir arkadaşlık yaşadık, ne kadar sürdü, hiç hatırlamıyorum. Hatırladığım, o akşam karanlık barın büyük salonunun ta öteki ucundan, benim gözlerimdeki ateşi görüp geldiğini söylediği. Ve daha ilerde bana yazdığı mektuptaki, “Siempre, siempre enamorada…” diye giden şarkı sözleri. İşte bugün bu şarkı sözleri nedeniyle andım Hugo’yu.

Başka bir İspanyolca şarkı dinliyordum, Yo vengo a ofrecer mi corazon, kalbime dokunan, her duyduğumda kulak kesildiğim bir İspanyolca klasik: Kalbimi sunmaya geldim, çok kolay olmayacak, biliyorum neler olduğunu, çok basit olmayacak, düşündüğüm gibi… Kalbimi, dedim, kime sunabilirim, kalbim sunmak için benim mi ki, âşık değil miyim şu anda, bu kalbin bir (veya bir sürü!) sahibi yok mu?..

Ne zamandır düşünüyorum bunu. Aşk ne menem bir şeydir diye, en azından benim için, benim kalbimdeki, benim hemen her an yaşadığım aşk. Çok da çözmeye meraklı olduğumdan değil, bırak dağınık kalsın diyorum aslında, ama öyle meraktan işte… Benim kalbim benim, ama içinde her bir köpeğime ayrı ayrı aşkım var, âşığım onlara. Kendi köpeklerimi bırak, karşıma çıkan hemen her köpeğe de âşığım! Benim olması şart değil ya. Sonra ablamın kedilerine âşığım. Sabahları güneşin parlamasına, gece yatarken tepemde parlayan yıldızlara âşığım, yeni aya ve dolunaya ve aysız karanlık gecelere. Yediğim domatese, beyaz peynire, rakıya âşığım. Hele kırmızı şarapların her birinin ayrı ayrı yeri var kalbimde!

Ne bileyim, babamın selfi çekerkenki gülmelerine, ara ara beni arayıp şakayla sitem etmesine, çatık kaşlarına ve üstüne düştüğümde atarlanmasına âşığım. Kafe müşterim sevgili Serdar beyin bana kopyaladığı ilk Monica Molina albümüne âşığım. Malaga’daki ev sahibim, her sıkıntıda bana kahramanlık taslayan (“Algunos dias son malos”) ve omzuma gelen küçük adama aşığım. Meşe yemek masama âşığım, şık tavan pervanelerime, hele hele yeni motoruma – her resmini gördüğümde elimde olmadan ağzım kulaklarıma varıyor… Bircan’ın yeğenine, Gül Bernaların çocuklarına, kış aylarının soğuğuna ve güzel bir kahveye ve 30 kilometre yürüyerek pestil olmaya.

Böyle böyle, estoy siempre, siempre enamorada – her daim, her daim âşığım ben! Hayata ve içindeki -hemen hemen- her şeye. Bunca çekilmez olan, bunca karanlık, bunca umut kırıcı, bunca yorucu olan hayata. “After more than a thousand broken promises…” diye gidiyordu Hugo’nun mektupta yazdığı şarkı sözleri: Tutulmayan binden fazla sözden sonra, evet her şeye rağmen yine de âşığım sanırım bu hayata. Kime, nasıl, neden sunayım bu kalbi?!

Hugo’nun mektubu belki duruyordur, bir mektup kutum var, içinden bir sürünüzün de mektupları çıkabilir, ona göre – yakında bir gün döker, sabahtan akşama okurum her birini. Bulursam onunla o günlerde yaşadığımız, daha doğrusu hissettiğimiz ve paylaştığımız o aşkın izlerini de bulurum belki… Benden gizlediği bir şey vardı, Hugo yasadışı göçmendi Kaliforniya’da, bundan utanıyordu, üniversiteye gidiyor, kendini geliştirmeye çalışıyordu, işsiz eğitimsiz bir Meksikalı olmamaya; ben bunu gizlediği için kızdım, o gitti, ben döndüm. O gün bugün, benimle onun gibi geçerli bir nedenle dans etmek isteyen de çıkmadı zaten.

Ama en azından bir Hugo var olmuş oldu hayatımda, ve aşk! Gitti, geldi, o şekle girdi, bu şekilden çıktı, ama her daim aşk… Con Hugo o sin Hugo: Siempre, siempre enamorada estara.**

IMG_2683

*El muchacho se llamaba Santiago: “Delikanlının adı Santiago idi,” Simyacı’nın açılış cümlesi.

**Hugo ile ya da Hugo’suz: Her daim âşık olacağım.

Kategori:Ordan burdan insandan...