İşte bu yüzden biz, insan ruhunun özgürlüğünü gönendirecek bir kültür köyü inşa etmeye karar verdik Bünyan’da.

(Kayseri Mimarlar Odası dergisi Tol için kaleme alınmış “Serbest Kürsü” yazısı)
“Daha önce böyle bir şey yapılmış mı?” Hayır.
Birçokları için, bu olumsuz bir yanıttır. No-go’dur.
Benim için, bizim için, kalbimizin daha hızlı atmasına neden olan yanıttı: Hayır, bu daha önce denenmemiş… Harika: O zaman dans! Renk!
Bir yanından veya ötekinden, ucundan kenarından benim hayalimdekine denk düşen projeler vardı elbet. Ama bu amaçta, bu şekilde, bu kapsamda, bu boyutta bir şey yapılmamıştı. Ne amaçta, ne şekilde, ne kapsamda ve ne boyutta diyorsunuz – nereden başlasam?.. Şimdiye kadar hep baştan başladım, bu sefer sondan başlasam: Biz Kayseri’nin Bünyan ilçesinde, bozkırın ortasında, 40 dekar arazinin içinde, 5-6000 metrekare kapalı alandan, 30-40 ayrı üniteden oluşan, çok özel mimarisi olan ekolojik bir kültür köyü inşa edeceğiz.
Neden olmasın?..
***
Ben mimariye inanan bir insanım. Mekanların insanları ve yaşamları şekillendirdiğine, belirlediğine hatta. Onları ileri ya da geri götürdüğüne, ufuklarını açtığına veya kapadığına. O yüzden, Bünyan için, Bünyan’ın geleceği için bir şey yapma fikri kafama düştüğünde gözümün önünde beliren ilk şey güzel, sıcak bir salonda kitaplarla dolu duvarlar, gençlerle dolu kanepeler ve alevlerle dolu bir şömineydi:
Bünyan Kültür Köyü… Anadolu medeniyetinin kalbinde, yazının Anadolu’da ilk kez kullanıldığı binlerce yıllık Kültepe’nin kıyısında bir kültür vahası. Issızlığın, sessizliğin ortasında kütüphanesi, lokantası, film salonu, sanat atölyeleri, müzik odaları, açık kapalı değişik spor alanları, doğanın içinde heykel, marangozluk, astronomi atölyeleri, sanatsal sergi alanı, tarımsal üretim alanı, daha neler neleri ile ilerici, yaratıcı, üretici bir yaşam merkezi. Bölgenin köylerde halen az çok yaşayan yerel mimarisiyle, yerel kaynaklarıyla inşa edilecek, kutu kutu, hane hane bir köy. Kültür ve sanat insanlarına ilham verecek, bölge halkını kucaklayacak, bambaşka olanları aynı ortamda, paylaşma ortamında biraraya getirecek. Mimari gelenek, ekolojik gelecek, gerçekçi eğitimler, zenginleştirici deneyimler, kültür, sanat, spor ve eğlence; hepsi bir arada: sürdürülebilir bir yaşam modeli.
Sıcacık yanan bir şömine düşlüyorum; ısı pompasıyla ısınan, doğal izolasyonlu Ağırnas taşından, bütüncül ve birbirinden güzel binalar; sade, sakin, sanki yüzlerce yıldır orda durur gibi; geçişli avlular, günbatımına bakan teraslar, yıldızlı, sessiz akşamlar, birarada oturan gençler ve diyelim onlarla sohbet eden heykeltıraşlar, yazarlar, iş kadınları, yabancı uzmanlar, öğretmenler, yogiler, mutfak şefleri, otel müdürleri, film yönetmenleri, avukatlar, gençler, yaşlılar, büyük isimler, küçük isimler, örneğin dünya mutfaklarını tanımalar, film festivallerini takip etmeler, geri dönüştürülen çöpler, organik tarımla orada yetişmiş ürünlerden yerel yemekler, sırf bu yemekleri yemek için şehir dışından, yurt dışından gelenler, spor müsabakaları, okuma yarışmaları, sanat şenlikleri, caz konserleri, bayram eğlenceleri, kurslar, atölyeler, seminerler…
Ana birimle bitişik ama ayrı, stüdyolar olmalı mesela konaklama için. Köyü yönetecek gençler bunlarda kalmalı rahat rahat. Sonra bu stüdyolardan daha daha olmalı, etkinliklerimizi şekillendirecek kişiler gönüllü olarak gelip keyifle kalmalı ki Bünyanlılar onlardan yararlansın: imza gününün yazarları, seramik atölyesinin hocaları, spor yarışmasının sporcuları, hukuk dünyasını anlatacak avukatlar, iş dünyasını tanıtacak pazarlamacılar, finansçılar, bankacılar, sanayiciler, sivil toplumcular, yerli yabancı ilgi çekici kişiler.
Onları göğsümüzü gererek davet edebilelim, diyelim ki, “Gelin bir haftasonu misafirimiz olun, Kayseri’ye 1 saat yakınlıktaki bir sürü muhteşem tarihi köyü, Selçuklu camilerini, Alaattin Keykubat kervansaraylarını, Rum ve Ermeni kiliselerini gezdirelim size. Akşam da köyümüzde kalın, görkemli Erciyes’in zirvesine bakarak müthiş güneş batışını izleyin teraslarımızdan, sonra size buranın özel yemeklerinden sunalım. Odanızda şömineniz yansın, bozkıra bakarak, kurtları dinleyerek kitaplarınızı okuyun. Bir ara da konunuzda gençlerimize bir çalışma yaptırırsınız, onlarla oturup biraz sohbet edersiniz, daha ne olsun!..”
Kültür köyünün inşasından ötesi de mümkün burada, ailemizin iki şirketini ve tesislerini barındıran geniş arazide: Bir büyük işletme binamız var örneğin, içinde bir döküm tesisi bulunan tipik bir fabrika binası; bir de bu fabrikaya çok değer veren kişi, fikrinden çivisine kadar yaratıcısı olan, ülkemiz demir çelik sektörünün duayenlerinden babam. Bu fabrika, onu onore edecek şekilde bir döküm müzesi haline gelse ilerde; içindeki döküm tesisi ve makina ekipmanı diğer destek malzemelerle birlikte sergilense, Türkiye demir çelik sektörünün tarihini yansıtan kapsamlı bir müze olsa? Fabrika binasının diğer bölümlerinde de sanatsal sergi alanları, üretim atölyeleri, konser mekanı gibi gençlerin gündelik olarak kullanabileceği alanlar yaratsak… Eleklerin, tamburların, U direklerin arasında devasa mermer heykeller dursa, kocaman tuvaller sallansa tavanlardan…
***
Dediğim gibi, ben mimariye inanan bir insanım, mimarinin belirleyici rolüne. O yüzden zaten başta da ayakları çok yere basmayan hayallerimin, sevgili mimar dostumuz Emre Arolat’ın bu projeye gönüllü olarak dahil olmasıyla ne kadar uçuşa geçtiğini anlatmam mümkün değil. Ha, onun yerinde ben olsam gönüllü olmaz mıydım? Bomboş, kocaman bir arazi, daha önce düşünülmemiş bir proje, kısıtlaması olmayan, çatlak bir fikir! Daha ne ister insan?..
Yine de: İyi ki varsın Emre, iyi ki sen de aramızdasın! Sayende bir kez daha “uçuk hayal” veya “çatlak fikir” ile çığır açıcı yapıt arasındaki mesafe aşılmakta, keyifle, yaratıcılıkla, yapıcılıkla… Sayende bozkırın bu ıssız, bahtsız köşesinde kültürün yuvalanacağı, kozalanacağı, mayalanacağı bir vaha oluşmakta, kültür denilen o muğlak ama elzem kavramın.
Kültür ve kalkınma odaklı bir aile vakfı -ki kurulmakta-, çok yönlü çalışan ve savaşan bir gönüllü nefer -ki bu satırları kaleme alıyor-, geleceğe yatırım yapmaktan başka şey düşünmeyen bir iş adamı -ki baba ocağını zenginleştirmekten gururlu- ve bol plan proje, bol zaman, bol sabır… İşte Bünyan Kültür Köyü’nü oluşturacak malzemeler.
Sonra? Ne olacak sonrası, Melih Cevdet’in dediği elbet: “Düş, doğaya dönüşürdü. Yoksa hangi çiçek büyüyebilir ki?”