İçeriğe geç

Kuş sesiyle uyanmak

öyle sabah olup uyandığında kuşları duymak falan değil – düpedüz uykunun ortasından kuş sesiyle kaldırılmak bahsettiğim! evet şirince’deki pansiyonda da bundan şikayetçiydim: avludaki dev erik ağacı baharda önce bembeyaz çiçek, sonra delicesine yaprak, sonra da taşıyamayacağı kadar erik olurken, bıcır bıcır öten minik kuşlar bütün gün üstünde çılgınca bağrışır, kovalaşır, hatta bazen alt alta üst üste kavga ederken avluya düşerlerdi… avlunun bir ucundan ötekini görebilir ama sesini duyuramazdın. “yeter bu kuş gürültüsü!” derdim ben de, kendi kendime eğlenirdim.

işte selçuk’taki evimde de benzer bir ‘gürültü’ sözkonusu… “yeter kardeşim” diyorsun, anlamıyorlar. “iyisin hoşsun ama senin de bir dozun, bir desibel sınırın olmalı.” köpekler gibi fırça yiyince susan bir hayvan cinsi değil tabii, başına buyruk… böyle uyku gibi hassas durumlara girilince insanoğlu da bir kabadayılaşıyor, doğa-moğa terennüm etmeyi bırakıp “medeniyet, başkasının hakkına saygı, her şeyin zamanı…” felan diye veryansın edesi geliyor ki ne tehlikeli, ne denge bozucu bir yaklaşımdır…

aklıma kabak koyu maceramız geldi bu noktada, hala gülerek hatırladığım bir küçük anısıyla: itin öldüğü, allahın unuttuğu ve bu sayede bir şaheser olarak kalabilmiş doğa parçası kabak koyundayız, maceraperest iki arkadaşımla birlikte. akla gelen gelmeyen her şey şahane, bir tek sabah ızdırabı hariç: her sabah güneş doğarken bir horoz sonsuuuuz bir şekilde ötüyor! ama öyle böyle değil, sanki odaların pencerelerinden içeri bağırıyor, ne duymazlıktan gelmek mümkün ne bitmesini beklemek. bir sabah bir bağrış çağrışla kalktık ki, koyun başka bir misafiri, genç bir adam, elinde kürek, uykusuzluktan çökmüş gözlerle horozu kovalıyor, “doğa doğa dediysek bu kadar da değil, yeter ulan sus artık!” diye.

gün boyunca da bazen sesleri o kadar artıyor ki bu kuşların, kapı çalıyor zannederek koşuyorum – bizim kapı zili hani o standart kuş sesi olanlardan da. velhasıl umarım bir gün (bir sabah kör vakit!) nevrim dönüp, evin çifte tüfeğini kapıp sallamam saçmaları kuşların üstüne. sonra ne olur? bıcır bıcır bağıran kuşlar küser. puhu puhu hafiften öten kumrular küser. alacakaranlıkta çıkan yarasalarla, karanlık basınca minik çığlıklar atarak onların yerini alan baykuşlar küser. ne olur sonra benim canım bahçemin hali?

ama bağırmayın dedim ya…

 

(Mayıs 2004)

Kategori:Orda Bir Köy Var Uzakta