üstlendiğim bütün yükleri ve sorumlulukları bırakıyorum. üstlendiğim bütün yükleri ve sorumlulukları bıraktığımı biliyorum ve buna inanıyorum.
üstlendiğim bütün yükleri ve sorumlulukları bıraktığımı kabul ediyorum. üstlendiğim bütün yükleri ve sorumlulukları bıraktığım için kendimi takdir ediyorum. üstlendiğim bütün yükleri ve sorumlulukları bıraktığım için şükrediyorum.
bilen bilir nil hanım çalışmalarını ve beşli olumlamalarını. olumsuz bir durumda, tatsız hisler yaşadığında, seni o durumda rahatlatacak, yanlışlık hissini doğrultacak, seni yüzeye çıkaracak cümleyi yaratırsın deneye deneye ve onu bu beş formda tekrar edersin. tekrar ve tekrar. ta ki içinde, yaşamının her yerinde, yerleştiğini hissedene kadar…
sonra tekrarlar o olumsuz durum ve tatsız hisler. tekrar olumlamalara dayanırsın… sonra tekrar, ama daha seyrek. tekrar ama daha hafif. ve ilerde bir zaman, aa bak ben şu olumlamaları çalışmıştım, dersin, o durumları ve hisleri çok uzaktan anımsayarak. (burdan nil hanıma selam ve şükran gönderelim.)
2017’de ilk defa belim kilitlenmişti. günlerce en ufak hareketi feci ağrılarla yaparken, ağrıdan değil, “bu bana niye oluyor?!” diye ağlamıştım. nerden baksan kendine iyi bakan, hareketli, sportif, bilinçli ve iyi beslenen, üstüne de mutlu bir insandım. kayropraktorum bana bunun o günlerde oluşan bir sorun olmadığını, uzun zamanın birikimi olduğunu söyleyince ufak bir ampul yanmıştı: acaba çok şey üstlenmiş olabilir miydim hayatımda?
43 yaşımda, arkadaşlarım yavaştan emekli olup domates ve üzüm ekerlerken, huzur içinde yaşadığım köyümde de değil, uzak ve bambaşka bir coğrafyada, bir değil iki aile şirketinin yönetimini üstlenmiştim. ikisinin de alanından tamamen bihaberdim, aylar yıllar boyu bu sektörleri çalışıp öğrendim. yörenin insanı dahil hiçbir şeyini tanımıyordum, düşe kalka tanıdım. bunlar yetmedi, iddialı bir sosyal girişime başladım, bir anadolu kasabasını seferber ettim. bir yandan çok sevdiğim yoğun ve uzun ve üzerinde çalışmam gereken seyahatlerimi artırdım, çok sevdiğim makaleler yazmaya, kitaplar bastırmaya ve hayal edip planlamaya araştırmaya devam ettim. bir yandan gözümün bebeği zeytinyağı üretimimi sürekli daha iyileştirmeye güzelleştirmeye artırmaya tanıtmaya soyundum. memleketteki, ortağı olup aktif olmadığım iki şirketi sürekli takip ettim, geleceğim üstlerinde olduğundan. karmaşıklığı bir türlü bitmeyen aile durumlarını çözmeye çalıştım. evde ve işte sorumluluğunu üstlendiğim köpeklerim, evde ve işte ve memlekette artırdığım sosyal aktivitelerim de olmazsa olmazdı tabii. kültür sanat etkinliklerinden, doğa güzelliklerinden, spor meydan okumalarından, çağdaş dünyanın yeniliklerden hiç geri kalmamak da hedeflerim arasındaydı. ne bileyim, 46 yaşımda motor kullanmaya başlayıp iddialı bir motorla halvet olmak da vardı bunlar içinde, koşu yarışlarına yazılmak, yoga kamplarına katılmak ve ispanyolca kurslarıyla eli yükseltmek de. zaman ayırıp okuyamadığım şahane kitaplar listesi kabardıkça, onların da yükü üzerimde. peki ya tarım ve sürdürülebilirlik?! onlarsız olur muydu, bu hayatın en hakiki sorumluluğu onlardı: ek biç sula topla düşün taşın uygula uyarla düzelt araştır soruştur…
beş yıldır çeşitli zamanlarda yaşadım bu bel kilitlenmesini. insanlar -beni sevenler, hastalar ve doktorlar- sağ olsunlar elbirliğiyle şaşıp kalarak çözmeye çalıştılar ama verilen hiçbir açıklama bana uymadı. tüm bu üstlendiklerimi görmezden geldiğim için tabii.
bilmiyorum hayatımın bir evresinde işe yaramadığımı mı, bir şeyler kaçırdığımı mı, başkaları tarafından beğenilmediğimi veya yetersiz bulunduğumu mu hissetmişim. her hangisi ise, kendime yükleyip yüklenip durmuşum. aman o da. aman bu da. geri kalmiyim, eksik kalmiyim, atıl kalmiyim. bilemiyorum, üstlendiklerimin ve yaptıklarımın diğer insanlardaki etkisini mi, kendimdeki etkisini mi “crave” ettiğimi…
ama ya basta! artık yeter, demem gerek. yeteeerrrr! önce ben.
benim öncelikli sorumluluğum, sağlıklı ve iyi yaşamak. ben öncelikli sorumluluğumun sağlıklı ve iyi yaşamak olduğunu biliyorum ve buna inanıyorum. ben öncelikli sorumluluğumun sağlıklı ve iyi yaşamak olduğunu kabul ediyorum. ben öncelikli sorumluluğum sağlıklı ve iyi yaşamak olduğu için kendimi takdir ediyorum.
ben öncelikli sorumluluğum sağlıklı ve iyi yaşamak olduğu için şükrediyorum.
ayrıntıya girmeyeyim (daha nasıl girmeyeceksem!) nasıl yapıp nerden neyi kısacağımı, kasacağımı. bir şekilde yapacağım çünkü bir insan bedeni fiziksel bir maddedir, kapasiteleri vardır, eğriyi doğruyu da manifeste etme yetisi vardır. onu dinlemezsem neyi dinleyeceğim? şu an işyerimde, bir kez daha kıpırdayamadan (hatta ağrısız kıpırdamamayı da henüz başaramadan) sabaha karşı yatağımdan yazıyorum bunları. seçim yapmam gerektiğinde, kendime olan sorumluluklarım ilk sırada, ardından benim seçimimle sorumluluklarını üstlendiğim dört ayaklı canlar geliyor…
diğer her şeyin ve herkesin üzerimdeki (olan veya hissettiğim) sorumluluk ve yüklerinden artık feragat ediyorum. zamanında veya layıkıyla kutlayamadığım yaş günlerinden, takip edemediğim veya beğenemediğim ig postlarına, yanında olamadığım hastalardan, en özel hediyeyi seçemediğim veya görüşme planları yapamadığım veya telefonlarına geri dönmediğim veya her zaman en doğru, en düşünceli hareketi yapamadığım yakınlarıma, eğitim desteklerine kafa patlatamadığım öğrencilerime ve gelir ayarlarını mükemmel yapamadığım elemanlarıma, raporlarını satır satır okuyup tüm konularına vakit ayıramadığım yöneticilerime, çat kapı gelerek tanışmak isteyen memleketlilerime, bana fikirler atarak onları önce proje sonra gerçeklik olarak görmeyi umanlara, hepsinden hepsinden feragat ediyorum.
YORGUNUM VE MÜKEMMEL DEĞİLİM. yine de bana bir şans verin, iyi bir insan sayılabilirim… hayatı ve içindeki tüm renkleri, bu satırları okuyan herkesler dahil, çok seviyorum. ama: önce ben! önce kendimi seviyorum. sağlıklı ve güçlü olmayı seviyorum, sağlıklı ve güçlü olmayı seçiyorum.
(9/2022)