
Bu sene bitmeden bu macerayı yazmak, zaman aşımına uğramadan kuş gibi geçen bu 30 yılı değerlendirip onurlandırmak istiyorum…
En ufak bir fikrim yok ilk nerede, nasıl duydum, kimle ne yaptım… Tek bildiğim, 1992’de yüksek lisans yapmaya Amerika’ya, Los Angeles’a gittiğimde yoganın bana tamamıyla yabancı bir şey olmadığı. O zaman yine aşırı yenilikçi Kaliforniya eyaleti içinde okumakta olan sevgili aşırı yenilikçi arkadaşım P ile birlikte bu konuda “araştırmalar ve çalışmalar” yaptığımız. Hatta elimde o ilk zamanlardan kalma bir yoga kitabı hala duruyor, rahatlıkla ilk Türkçe yayımlanmış yoga kitabı olabilir: Her sayfası kitabın cildinden ayrılmış, feci sıkıcı bir solucan kıyafeti ile bir yoginin pozlarını gösteren, ne kapakta ne içinde yazarın adı yazan! Yine de bugün daha bilinçli olarak bakınca bile içinde çok da yalan yanlış bir bilgi yok aslında.
Belki Los Angeles’ta, San Francisco’da birlikte birkaç yoga dersine gitmişizdir, belki birkaç kitap daha karıştırmışızdır, her nasılsa yogaya merakımız devam etti P arkadaşımla. Sonuçta oralarda geçirdiğimiz iki yılda, birer ikişer günlük ufak Amerika gezilerimiz sırasında 30 dolarlık kırsal motel odalarında, yatak örtülerinin üstünde asanalar yapmaya çalıştığımızı hatırlıyorum (ve kedi-inek pozunu herkesin ortasında yapmanın doğru olup olmadığını tartıştığımızı). Eyaletin en havalı yerlerinde, Carmellerde Santa Barbaralarda turistik gezi yaparken ise en sevdiğim asanalardan Vrksasana’yı (leylek pozu idi o zaman, şimdi ağaç pozu olarak tanımlanmış) göstermeye kalktığımda yanımdaki komik arkadaşım A’nin “Bizi rezil ediyorsun!” diye çığlıklar attığını da. Doksanların ikinci yarısında, bir tanıdığımın Amerika’dan yogayı “ithal edip” çok egzantrik ve egzotik bir yapıt olarak yoga stüdyosu açtığını da.
Ne o stüdyoya, ne başka bir yoga stüdyosuna düzenli devam etmediğimi biliyorum. Peki ama nerde, ne zaman, nasıl öğrendim ben bu mereti?! Tamam, doksanlarda hayatımın baş köşesinde değildi… Los Angeles’tan dönmemin sonrasındaki on yılda nereye koydum, ne yaptım yoga ile, genel olarak muallakta. Gerçi daha sonra dünyaya hakim olan her türlü Yeni Çağ öğretisini Los Angeles’tayken deneyip yüzde 90’ını bir kenara bıraktığım, yogayı ise her zaman bağrıma bastığım, evde işte yolda pranayama yaptığım, kendimi bilmeden meditasyonları bile denediğim hafızamda duruyor.
En çok da yoganın asanalarını, asanaların da gerinme içerenlerini, her yapışta daha daha açılma sağlayanlarını, sporu ve hareketi seven ve vücudunun sınırlarını genişleten biri olarak gündelik hayatıma soktum o dönemde. Savasana ile hiç işim yoktu, ama Uttanasana, Pachimottanasana veya Gomukhasana deyince gözlerim parlardı. (Hala parlar.)
Hah! Meditasyon deyince hatırladım 1990’lardan hayal meyal bir deneyim: Ufak, deneysel, radikal gruplar çeşitli guruları, yogileri, ayakları öpülen “sri”leri getirir ve Nişantaşı, Etiler, Kadıköy, ora bura çeşitli karanlık ve kalabalık mekanlarda dersler verirdi. Her biri farklı, hemen her biri yarım, eksik, yanlış ve tuhaflıklarla bezeli “X Yoga” dersleri ve kursları: Kralların yogası, tüm gücü saklayan kuyruksokumunun yogası, durma yogası, cimnastik yogası… Kelime anlamı birlik olan yoga böyle böyle dallara budaklara ayrıldı o yıllarda, kendini modern dünyada konumlama sürecinde. Biz meraklılar da içinde oraya buraya savrulduk, kendi yolumuzu bulmaya çalışırken.
Neyse ki arada Yogi Kazımlar, Yogibaba Adnanlar, Müheyya İzerler de ortaya çıktı ve daha sağlam adımlarla ilerleyen yoga ekolleri oluştu Türkiye’de. O “egzotik” yoga stüdyoları falan da kapandı, izbe mekanlarda el ayak öptürenler de yok oldu. Ben o aradaki on yılda her ne yaptıysam veya yapmadıysam, yogaya ne şekilde gönül bağladıysam, sonuçta dağın başında inşa ettiğim evimde kendime ait ve yogaya özel bir yoga platformu yaptırdım. Az veya çok, dönemine göre de hep kullandım.
Zaten dağda hayatla birlikte dağda yoga, bambaşka bir şey oldu. 30 yıl olarak topladığım yoga maceramın diyebilirim ki ikinci yarısı daha bir “yoga gibi yoga” oldu… Fırsat buldukça katıldığım Adnan hoca dersleri ve aşramları, onun ekolünden yetişen çeşitli hocalarla ve arkadaş/hocalarla geçirilen zamanlar, ardından gelen Shadow Yoga öğretileri, sevgili Defne’nin (Suman) şahane bilgilendirici yoga paylaşımları… Takip edebildiğim kadarıyla zevkle ettiğim, çok aralıklı da olsa çok değerli şeyler öğrendiğim, şahane yoga hocalarından bir diğeri sevgili Uma… Her zaman kendi adıma araştırma ilgilenme ufak tefek yoga kamplarını veya benzer atölyeleri yakalama…
Arada seyahatlerim çoğaldıkça ve hayatım doldukça her gittiğim yere götürmeye başladığım yoga matımda en azından biraz nefes, biraz gerinme, hadi bir iki de güneşe selam derken bir bakmışım dünyanın her köşesinde mutlulukla yoga yapıyorum. Son son da korona günlerinin tam öncesinde esasen Bali gezmeye gittiğim Ubud’da keşfettiğim, yolundan manzarasına, salonundan hocalarına her şeyine âşık olduğum yoga stüdyosunda kalan bütün Ubud günlerimi geçirmem, baştan aşağı tam bana göre bulduğum Yoga Pranala’yı tanımam… Chiara ve Verena’dan neler neler öğrenmem, korona melankolisini aşacak gücü ve beceriyi uzaktan da olsa onlardan ve Yoga Pranala’dan toparlamam… Bir de üstüne, Verena’nın aynı eğitimi aldığı harika arkadaşı Düden’i yaşadığım civarlarda bulmam, onun derslerine, kamplarına katılıp ondan da neler neler öğrenmem…
Öğrenmek deyince, bazı şeyler hep arada kaynıyor, ta ki zamanı gelene kadar… Yoga öğretisinin gelişiminden çok tipik bir örnek vermek istiyorum: Her hoca, her derste mutlaka bir “Omuzlar geri ve aşağı,” lafı eder, duymadığım ders olmadı. Ama kimse üstünde durmamıştı, en azından benim hem önemini, hem anlamını kavrayabileceğim şekilde vurgulamamıştı. En son, Ubud derslerinde ve Ubud hocalarından öğrendim bunun değerini ve bu gergin vücut ve ruh yapısıyla benim şahsen ne kadar ihtiyacım olduğunu! Omuzları geri ve aşağı açmanın, sternumu öne çıkarmanın, kalbi açmak olduğu, ön kapılarını açıp arka kapısını kapatmak olduğu, bunu yaptığımda anında kendimi bambaşka, dimdik, musmutlu hissettiğimi. Pelvis öne, göbek deliği geri, sternum öne, omuzlar geri… Yaşasın rahat yoga duruşu!
Tabiidir ki başlarda, zaten yoga dünyada henüz bilinmeyen, anlanmayan, kabul edilmeyen bir tuhaf pratik iken, ben de sadece her şeyi denemeye meraklı, genç ve heyecanlı bir Angelino iken yogayı bugün kavradığım boyutta kavramış asla değildim. Kim bilir ne kadar zaman içinde, yavaş yavaş öğrenip adım adım biriktirdim bugünkü pratiğimde temel aldığım ilkeleri: yogayı sabah erken ve dünya harekete geçmeden yapmanın faydasını, midenin boş olmasının çok fark yarattığını, telefon vb dış dünya bağlarından, hatta yanındakilerden kopmanın önemini, gözler kapalı çok daha iyi içe dönüldüğünü, akla üşüşen düşünceleri teker teker, sabır ve şefkatle yollamayı, akışların ritmini korumayı, asanalar arasındaki yumuşak geçişleri…
Nefese ve nefes düzenine oldum olası dikkat ediyordum ama. Zaman içinde misal geriye gerinmelerde daha önce alamadığım nefesleri artarak alabilmeye başlamam, burgularda gerekli bölgelere gönderdiğim nefeslerden faydalanmam, artırdığım körük nefesleri ve uzattığım nefes tutmalar, hep benim için yoga kazanımlarımı gösteren noktalar oldu. Farkına vardığım ve varmadığım bir sürü başka kazanım da oldu tabii; vardıklarımdan biri misal hem koşuyu hem uzun yürüyüşü uzun süre yapmadıktan sonra pek de zorlanmadan tekrar yapabilmem. Hayatımdan birkaç günden daha fazla uzak kalmayan yoga, beni her an formda tutuyor çünkü artık.
Geçtiğimiz yıllarda, sanırım Shadow Yoga dönemimde Defne’nin ısrarla vurgulamasıyla “her sabah kalkıp yoga matına çıkma” çabam oldu epey bir süre. Sonra hayatımda bunu yapabilmek için çok fazla şey olduğuna, köpekler, masa başı işler, bahçede işler ve bilumum bahçeli hiperaktif kişi faaliyetleri beklerken her sabah her şeyi askıya alıp mata çıkamayacağıma, ya onları beklettiğim için ya yoga yapmadığım için suçluluk duyarak da hayatımı köreltmeyeceğime karar vererek kendi hayatıma daha uygun şekilde haftada uygun üç günü belirledim yoga için. Sabah kalkıp sakince mata çıkıyor, 15 dakika mı, bir buçuk saat mi, canım ne çekerse yapıyorum. İster içimden geçen asanaları ve pranayamaları, ister çevrimiçi videoları olan hocalarımın derslerini, ister yogalı cimnastikli bir uygulamadan beğendiğim dersleri, istersem de sadece ısınma hareketleriyle güneşe bir iki selamı… Ama çoğunlukla, bekleyen ve sıkıştıran işler yoksa yani, “Hadi bir beş dakika durayım şu matta,” diye başlayan seanslar, çok güzel yayılıp gidiyor. Ben de her daim yoga formunda…
Hem çok uzun zaman önemsemediğim, sevmediğim, açıkçası anlamadığım ve zorla kısacık yaptığım Savasana’yı bile artık büyük bir aşkla ve heyecanla yapıyorum, mantra söylemeleri de canım istedikçe sonuna ekleyerek. Adından başlayarak hep özel bir sevgi beslediğim Tadasana (dağ duruşu) şimdi çok daha farklı, daha doğru yapıyor olsam da hala favorilerimden. Uttanasana, hem rahat hissetttiğim, hem kendimi zorlayabildiğim, bu özelliğiyle doğal olarak en kendimi evimde hissettiğim pozlardan biri. Vrksasana da hem sürekli geliştirdiğim, hem hala beni çok mutlu eden bir poz. Ağacı da leyleği de severim hem…
P arkadaşım hala yoga yapıyor mu, bilmiyorum. Yapmasa bile gündelik hayatına yogayı entegre etmiş olduğundan eminim. Biz yoganın henüz dünyaya açılmaya başladığı dönemde, en saf öz gerçek haliyle ve kendi büyük çabalarımızla tanıştığımızdan, onunla bağımız şehir stüdyolarında binbir farklı şekle sokulmuş versiyonlarıyla yogayı tanıyanlardan daha farklıdır muhtemelen. Her neyse, P tangoya başladığından yıllar sonra demişti ki bana, “Asla ‘Tango yapmayı öğrendim’ diye bir cümle kurmam, tango derya deniz bir şey, çok ayıp tangoyu öğrendim demek…” Ben de yogayla ilgili her zaman bunu hissediyorum: Yoga öğreniyorum. Bir kere bir “hoca” kendini tanıtırken, bir yıl önce yogayla tanıştığını, bayıldığını, hemen hoca eğitimi alıp yogayla tanıştığının bir yılı dolarken yoga hocası olduğunu söylemişti. Hala küçük dilimi yutarım: Mümkün mü?! Bir yılda yoganın y’sinin kıvrımını kavrayabilir mi acaba insan?!
Her neyse, ben yoga öğreniyorum. Hala, her gün, her an. Eğrisini, doğrusunu, o hocadan, bu çekirgeden. Ne güzel, sürekli öğrenerek geliştirdiğim bir şey olması hayatımda… Beni sürekli bu kadar geliştirmesi…
Nice 30 yıllara, sevgili Yoga! Hayatıma olan ve olacak müthiş katkıların için saygı ve minnetle önünde eğiliyorum.
(Ekim 2022)