Ne öğrendiysem, gezerek öğrendim: Bırakınız gezsinler…
Slogan falan sanmayın, turizm propagandası diye bir kenara atmayın. Eğitimden bahsediyorum. Çünkü, tuhaf ama öyle, gezmek eşittir öğrenmekmiş meğer. Hem de en kapsamlısından, en pratiğinden, en işe yarayanından…
Hani evet, tek tük bir şeyler öğrendiğimin farkındayım çok gezmeye başladığım şu son senelerde. Ama gezmenin bana bu kadar çok şey öğrettiğinin, bende bu kadar çok şey değiştirdiğinin nedense ancak bugünlerde farkına vardım.
Oysa ben, yabancı diyarlarda ot gibi bir insandım! Belki de sevimli Almanlar(!) çok ezmişti beni, hata yapacağım diye İngilizceden başkasını konuşmazdım. Aptal görünme korkusundan kimseye bir şey sormazdım. İlla ki başkasının dayattığı yerleri gezer, illa ki bir yiyenin önerdiği yerde yerdim. Kendi gözlerime, içgüdülerime, tercihlerime güvenmez, hem kalabalığı takip eder, hem onlardan uzak durmaya çalışırdım. Hem yol sormamayı, hem haritayla görülmemeyi isterdim.
Şimdi öyle mi ya? Hahayt! Şimdi her yeri, her şeyi, herkesi parmağımda oynatırım! Kendi başıma bir dil öğrendim, bu bir. Girişkenlik de dille elele: Yanımda duran kadına İspanyolca “Yüzüğünüz çok güzel!” de diyorum, yan masaya dönüp, “Buralıysanız nerede güzel pinço yenir söyler misiniz?” diye de soruyorum. Anlatması zor olduğu için istediğimin peşine düşmekten vazgeçmiyorum: Daha en başlarda, İspanyolcam da zayıfken, yumuşak peynir istediğimi anlatmak için tahtayı ve kolumu kullanıp, “Böyle değil, böyle,” demiştim mesela. Birkaç sene öncenin yabanıl insanı şimdi yabancı bir ülkede çanta tamir ettirmeyi, konser bileti almayı ve yanlış alınca değiştirmeyi, yere düşen dondurmasını bedava yeniletmeyi, bir papazın ricasını anlayıp yerine getirmeyi, polise göstericilerin neden yürüdüğünü sormayı, onlarca tren otobüs uçak taksi hatta otostop seyahati yapmayı beceriyor. Bunların hayatta ne kadar yararlı deneyimler olduğunun farkında mıyız acaba, ne kadar aranan nitelikler olduğunun?
Plana ya da haritaya bakıp aranan yeri bulmak, web araştırmasıyla her bir hedefe ulaşmak, bulunan verileri gerçekliklerine göre eleyebilmek, faaliyetleri ve insanları önden tartabilmek… Bir halkın huyunu, bir halkın ayıbını, bir halkın komiğini ve normalini ve tuhafını bilmek… Başka şehirlerdeki, başka ortamlardaki yaşamlara ayak uydurmak… Yemesiyle, içmesiyle, sıra beklemesiyle, alışverişiyle, selamlaşmasıyla, muhabbetiyle, alışverişiyle, asansöre binmesiyle, spor yapmasıyla, köpek sevmesiyle…
Her zaman sevdim, insanı geliştirmekteki katkısını yeni gördüm: Gezmek, çok yararlı. Yurtiçinde ya da yurtdışında, deplasmanda olduğumuz, farklı olduğumuz, yeniliklerle karşılaştığımız her yer, her durum. Seçenekler arasından, her zaman, her alternatife karşı öncelikle “gezme”yi seçiniz. Gençleri olgunlaştırmak, yaşlıları gençleştirmek için, biz genç ruhların hayatını zenginleştirmek için, her zaman: Bırakınız gezsinler!
Kutxabank Publikoa: Bırakınız bağırsınlar…
Şu anda bir sokak gösterisinden 50 metre ötede oturuyorum. Yanlarındaki kaldırımdan geçerek bu banka geldim. Halen durdukları yerde, tencere tava çalarak bağırmaya devam ediyorlar. Benimse gözlerim yanıyor…
Polisler sokağın başında duvara dayanmış duruyor, hani nerdeyse selam verecek ben geçerken. Göstericiler, genç yaşlı, kadın erkek gülerek ama ciddiyetle eylemlerine devam ediyorlar. Polis de memnun hayatından, sakin ve keyifli, onlar da. “Kutxabank Publikoa, Kutxabank Publikoa…” Bankanın özelleştirilmesiyle ilgili bir gösteri olmalı çalışanlar tarafından düzenlenen; bir süre sonra slogana devam ederek tek sıra halinde banka binasıdan içeri giriyorlar. Söylemleri Baskça olduğu için anlamıyorum tam. Baskça, Baskların ana dili çünkü burda.
Bizim hiç böyle bir gösterimiz olmadı! Olacak mı? Onun için ağlıyorum. Halkımla polisim, böyle sakince birarada durabilecek mi hiç? Saldırganlaşmadan talepte bulunmayı, şahsımıza alınmadan görev yapmayı, parçası haline gelmeden şiddeti durdurmayı bir gün becerebilecek miyiz? Mutsuz çocukların iyi iletişim kuran, kendini doğru ifade eden, yol yordam, sınır şekil bilen mutlu yetişkinler olması mümkün mü?..
Oysa fena bir şey mi, bu insanlar mesela her hafta en azından pazar günleri, önceden hazırlanıp, dövizlerini yazıp, arkadaşlarıyla toparlanıp “taleplerini ifade etmeye” çıkıyorlar. Çünkü onlar halk. Onlar istiyor, isteyecek, yönetimler onları duyacak, mümkünse, olabilirse verecek. Bu ne kadar zor olabilir? Bu, ne kadar ve neden korkutucu olabilir?
Bıraksalar bağırsak, bıraksalar tenceremizi tavamızı çalsak, yürüsek, isteklerimizi ifade etsek, biz zembereğimizden boşalmasak, onlar zembereğinden boşalmasa… Bıraksalar bağırsak…
Asana, pranayama ve diğerleri: Bırakınız esnesinler…
Hayatım boyunca zor nefes aldım. İlkokuldaydım ilk burun ameliyatımı olduğunda, sonra iki tane daha. Ardından geçen senelerde aylarca tıkalı kaldığımda, homeopatik tedavi. Seyahate çıkarken yanına burun damlası alan, çantasında selpaksız bir yere gitmeyen birini düşünün.
Sonra geçenlerde, en az 1 senedir koşu yapmadıktan sonra, koşuya çıktım. Koştuğum zamanlarda 30 ila 40 dakika koşardım, şimdi, dedim, herhalde ancak 20 dakika koşarım, ona da şükür… Eee? Koşuyorum, koşuyorum bir şey yok, hadi biraz daha, ee yorulmadım ki, nefesim de iyi, derken sen gül gibi 40 dakika koş! Soluk soluğa bile kalmadan hem…
Uzun aradan sonra koşmaya başlamayı 37 yaşımda da deneyimlemiştim, o zaman ancak 15 dakika koşabilmiştim ve ciğerlerim cayır cayır yanarak acı içinde bırakmıştım. Vay be, dedim, 45 yaşında hale bak, durup dururken 40 dakika koşacaksın, tık demeyeceksin, iyi vallahi… Peki ama nasıl oluyor bu?!
Aha, dedim, ampul yandı: Bunca yoga, bunca nefes egzersizi ve bunca yürüyüş, demek gündelik hayatımda fark ettirmeden ne şekle sokuyormuş beni! Demek o ciğerler giderek gençleşiyor, genişliyor, güçleniyormuş. Demek o kaslar gerile esneye oksijeni artık ne güzel kullanıyor, nasıl enerjik kalıyormuş… Nefesimi sayardım koşarken, üçe kadar sayabilirdim de dördü göremezdim; bir tempom bozulsa gitti bütün düzen, az sonra kesilirdim; şimdi ohoo…
Çok uzun zamandır daha çok asana ağırlıklı yoga yapıyorum, ancak nefes egzersizlerine de ağırlık verdiğim şu son bir iki sene oldu. Hani biraz düşünüyordum faydalanıyorumdur mutlaka diye, ama bu kadar da kesif bir fark göreceğimi hiç hayal bile edemezdim. Asanalardan da öyle, vücudumun esnemesi elbette hoşuma gidiyordu ama bu kadar kalıcı bir esneklik, işlerlik kazandığıma ihtimal vermezdim. Ama demek böyleymiş…
O halde, viva yoga, viva pranayama! O gün, her gün, bir fark görmeseniz de, inanın: Vücudunuz gençleşiyor, iyileşiyor. Bırakınız esnesinler!
(Ekim 2014)