Allahım şükürler olsun sana, bu kelimeler şükranımı ifade etmeye yeterli olur mu bilmem.
Şükürler olsun ki bu sabah da uyandım, çocuklarına, sevgililerine uyanamayan onca insan varken.
Sıcak yorganıma uyandım, kanalizasyon boşluklarında, ATM odalarında uyananlar varken, onlar da senin sevgili kullarınken bana böyle bir hayat verdin, şükürler olsun.
Gerindim ve ayağa kalktım, sağlıklıyım, ayaktayım şükürler olsun, ayağa kalkamayanlar var, kendi iki ayağımla kalktım.
Aynaya baktım, kendimi gördüm bir kez daha, şükürler olsun – göremeyenler var ne kendini, ne sevdiklerini, ne de güneşi. (Kadın bıkkınlıkla şehrin gündelik karmaşasını tarif ediyor kör adama, adam iç geçirip, “Keşke bunları görebilseydim,” diyor… Önündeki levhada, “Tanrı gözlerimi kapattı, şimdi görebiliyorum,” yazılı… Görebildiklerime şükürler olsun.)
Bugün de şunu mu yesem bunu mu, aman fazla yemeyeyim diye düşünüp durdum mutfakta – “Bugün yiyecek bir şeyim var mı?” diye uyanan insanlar var, ben seçenekler arasında yapay sıkıntılar yaşarken, şükürler olsun sana.
Yüce Mevlana bile terk edilmiş, sevdiğinden ayrı düşmüş, ciğeri yanmış, sevdiğimle yaşadığım hayat için, yaşadığım aşk için şükürler olsun. Sevmenin, sebepsiz ve karşılıksız sevmenin, amaçsız ve hedefsiz, sadece sevmenin ne olduğunu bilmeyen onca insan var, sevdiğim için, sevdiğimle yaşadığım sıkıntılar için ve bu sıkıntıları dahi yaşamama değdiğine inandığım için şükürler olsun.
Her sabah bir kör karanlığa, derin bir tatsızlığa uyanan insanlar var, beyin kimyaları huzura, zevke, mutluluğa elvermeyen insanlar, şükürler olsun ki hayatımda neşe, huzur, keyif, mutluluk var, vücudum gerekli maddeleri gerektiği kadar üretiyor, kör karanlıklar beni ele geçiremiyor çok şükür.
Bir kitap okumanın, bir şiir okumanın zevkini, ruhun bunlarla nasıl da beslenip genişlediğini bilmeyen insanlar var, okuduğum bunca satıra, bunca mısraya şükürler olsun, bana başka dünyalara dalmanın, dünyaya başka açılardan bakmanın muhteşemliğini gösterdiğin için.
Şükürler olsun verdiklerinin değerini anlayabildiğim, sana şükredebildiğim için –yiyecek yemeğini, sıcak yatağını, sevdiklerini, annesini, ayaklarını, rahatça aldığı koca bir nefesi şükretmeye değer bulmayan onca insan varken beni şükredebilenlerden kıldın, sen yaptın, beni bunca şanslı, bunca mutlu, bunca müteşekkir kıldın, şükürler olsun. Bana sisteminin mükemmelliğini yaşattın, akışı, akışını, akışının hatasızlığını gösterdin, beni inancına getirdin.
Bana inandın ve beni inandırdın, beni sana inandırdığın için şükürler olsun. Sana inanmanın, -iyi ve kötü diye ayırdığımız- her şeyin senin lütfunla vuku bulduğuna inanmak olduğunu gösterdin. Kafama vura vura öğrettin (başka türlü öğrenemedim ki!) “kötü” dediğim şeye de sabretmeyi, onu da kabul etmeyi, ona da nihayet şükretmeyi. Bana, karşında kul olmayı öğrettin, öğrenemedim daha ama öğrenmem gerektiğini öğrendim, her gün öğreniyorum, her şeye yalnız ve yalnız karşında boynumu bükerek ulaşabileceğimi öğrendim, öğreniyorum her yaşadığımla, bana öğrettiğin, beni öğretilmeye değer gördüğün, beni öğrenebilecek duruma getirdiğin için şükürler olsun.
Hayatımda olan ve olmayan, yeterli olan, fazla olan ve eksik olan her şeyi sen lütfettin, hepsinden önemlisi, bana şükretmeyi lütfettin: Şükürler olsun sana.
(aralık 2009)