Hayatta en hızlı yazdığım yazılardan biri, dün gece şu haberi okumamdan sonra ortaya çıktı: “Sınıfta regl oldu diye öğretmenin ‘kirli’ deyip kovduğu 14 yaşındaki Kenyalı öğrenci intihar etti”
İşte biz böyle bir dünyadayız. Böyle bir hayat yaşıyoruz. Hayatı meydana getiren “regl”, dünyanın yarısını oluşturan kadınların hayatları boyunca her ay yaşadıkları “regl”, dünyanın öteki yarısını oluşturan, kadınların regl olması sayesinde dünyaya gelen, kadınların regl olması sayesinde babalığı tadan erkekler tarafından kirli, utanç verici, ayıp, iğrenç, vs olarak görülüyor. Biz işte böyle bir dünyada yaşıyoruz.
Hayatımız boyunca, Allah’ın biz kadınlara bahşettiği muhteşem ayrıcalığı, bu eşsiz niteliği, dünyaya bir canlı getirebilme, vücudumuzun içinde 9 ay boyunca bir canlıyı büyütebilme niteliğini sağlayan şeyi, yani her ay regl olduğumuzu gizlemekle uğraşıyoruz. Ah ne çok uğraşıyoruz. Hayatımız boyunca ortalama 500 kez âdet görüyoruz her birimiz. Demek her birimizin hayatının ortalama 2000 günü âdet görerek geçiyor, yani 5.5 yıl!
Marketlerden, eczanelerden hijyenik ped alırken kızarıp bozarıyoruz. Bazen alamıyoruz, özellikle genç kızlıkta öyle bir durum, öyle bir utanç oluyor ki, kağıt mendillerle, peçetelerle idare etmeye çalışıyoruz. Pedlerimizi atarken bin bir maymunluk yapıyoruz, gizlemek için. Yanımızda yedeğini taşırken, aynı şekilde – Allah saklasın, ya biri çantamızda ped veya tampon görürse! Ya regl olduğumuz anlaşılırsa! Dişi olmamız ayda bir regl olduğumuzu ortaya koyan kesin bir bilgi değilmiş gibi…
Regl olduğumuzda özel kıyafetler seçmemiz gerekiyor, pedimiz belli olmayacak, pantalonumuz göstermeyecek, vb. Tuvalete gittiğimizde binbir operasyon yapmamız gerekiyor. Bizi bekleyen bir erkek arkadaş, baba, ağbi vs varsa neden bu kadar uzun sürdüğü için yalanlar uydurmamız gerekiyor – Allah saklasın, ya regl olduğumuzu anlarlarsa! Muhatap olduğumuz erkeklerin, asla regl olmadığımızı düşünmesi gerekiyor…
Bazen kıyafetimiz lekeleniyor, yerin dibine giriyoruz. Belki arkamızdan bakıp gülüyorlar, alay ediyorlar. Regl olduğumuz için! Vücudumuz, Allah’ın inayetiyle, her ay bir yumurta oluşturduğu, döllenip gebelik oluşmadığında bu yumurta bir kanamayla birlikte vücuttan atıldığı için bizimle alay ediyorlar! Kadın öğretmenlerle, kadın sporcularla, iş kadınlarıyla, bilim kadınlarıyla, ev kadınlarıyla, emekçi kadınlarla… Kadın olduğumuz için alay ediyorlar, kadın olduğumuz için iğreniyorlar, kadın olduğumuz için kirli buluyorlar bizi!
Biz regl olmasak kendilerinin doğmayacağını…
Biz regl olmasak kendilerinin baba olamayacağını…
Biz regl olmasak kendilerinin seks bile yapamayacağını fark edemeyen cahiller, cühelalar, ilkeller, bizimle alay ediyorlar.
Alay etmeyenleri de -var kabul, daha medeni olup alay etmeyen, tiksinmeyenler de var elbet erkekler arasından- çoğunukla görmezden geliyor, anlamıyor, sormuyor, paylaşmıyor, öte yana bakıyor. Belki karşılıklı bir utanma oluyor, biz de o utanmasın diye ondan da gizlemek zorunda kalıyoruz durumumuzu.
Ve bu bizim her gün, her an yaşadığımız dünya. Doğal olarak olan, gurur duymamız gereken kadınlık niteliklerimizi, kadınlık hallerimizi gizlemek, saklamak, fısıltılarla halletmek, atlatıp oh çekmek, işte böyle geçiyor hayatımız, hepimizin, her an. Erkeklerin en ufak bir fikir sahibi olmadıkları, belki çok sevdikleri bir kız evlatları varsa hayatlarında birkaç dakikalarını alan, yine de algılayamadıkları bir ‘sonsuz utanç potansiyeli’.
Geçenlerde çok kaliteli bir yabancı dergideki ana makalelerden biri, regl külotları idi. Yazar yeni çıkan ürünleri test etmiş ve sonuçları anlatan bir makale yazmıştı. Şaşkınlıkla okuduğumu hatırlıyorum ilk başta, böyle bir ana konu nasıl olur diye… Sonra kendime bir tokat attım, neden olmasın?! Dünyanın yarısı için bu her ay günler günler boyunca gündemde olan bir konu iken bir dergide niye konu olmasın – beyler rahatsız oluyor, tiksiniyor, alay ediyor, en iyi ihtimal ilgilenmiyor diye mi?! Peki ya kadınlar?
14 yaşımda regl olmaya başladığımda, inanılmaz derecede ağrılar çekiyordum. Afacan, aşırı hareketli ve dolayısıyla acıya son derece dayanıklı olmama rağmen, regl sancılarım korkunçtu. Her ay (değil neyse ki daha uzun aralıklarla oluyordum) ne zaman regl olacağım korkusuyla yaşar, âdetimin ilk iki günü boyunca yanımda bir tabanca olsa da karnıma sıksam diye kıvranırdım. Okuldan ağlayarak eve geldiğim, iki gün boyunca yataktan çıkamadığım çok oldu.
4 yıl bu böyle sürdü. Annem beni, ancak 4 yıl boyunca ıstırap çekmemi izledikten sonra jinekoloğa (veya bana yardımı dokunabilecek herhangi birine) götürdü. Zaten regl olmak çok ayıp(!) olduğu için ben “Regl oldum ve karın ağrısından ölmek üzereyim,” diyemezdim. Kendisi de herhalde iki genç kız annesi olarak aynı düşünceye sahip olduğundan o da bana “Kızım regl mi oldun, karnın mı ağrıyor, gel sana şifa bulalım,” diyemezdi… Bunların hepsi “ayıp”tı. Belki genç kızın düzenli olarak çektiği bu acı görmezden gelinirse, geçerdi.
Her neyse. Annemin beni götürdüğü jinekoloğun muayenehanesi izbe ve pis bir apartmanının üst katlarındaydı. Merdivenleri tırmandık, girdik. Kurbağaya benzer, karanlık, gülmeyen yüzlü bir kadın olduğunu hatırlıyorum. Bir de bana sorduğu esas soruyu: ”En son ne zaman kirlendiniz?” Böyle bir ifadeyi hayatımda ilk defa orada, bir genç kız olduğum için ilk jinekolojik muayenemi yapması uygun bulunan bir kadın doktordan duydum. Beni böyle bir yere götürdüğü için de annemi asla affetmedim.
O yıllardaydı, sevgili arkadaşım Ersin bir gün ben yine kıvranarak yatar ve bir tabancanın hayali kurarken, “Müjde!” diye çıkageldi: Eczaneden aldığı, yeni çıkan Apranax’ın âdet sancılarına da iyi geldiğini yazan bir broşür tutuşturdu elime. Böylece hayatımın geri kalan kısmını büyük miktarda kurtardım; beni annemden daha çok kollayan Ersin’e de, Apranax’a da ömür boyu minnettar kaldım.
Her genç kızın, kadının bir çeşit “kod adı” vardı regl için – herhalde hala vardır. Bir arkadaşım “Ayşe Teyze” derdi mesela, Ayşe Teyze gelecek bugünlerde, Ayşe Teyze gidince denize gelirim, falan. Ablamın lise grubunda plof idi kod ad, “plof olmak” şeklinde. Genel olarak da hasta olmak olarak bahsedilirdi tabii bu ‘maraz’dan… Gençlik yıllarında yüksek sesle regl olmak, âdet görmek falan diyebilen varsa, beri gelsin?
Veya markette aldığı hijyenik ped yüzünden kadın kasiyer, boş kasa falan kollamakla didinmeyen beri gelsin? Raftan seçerken sağda solda tanıdıklardan kaçınıp “Ah Fevzi amca ben de kağıt havlu alıyordum,” falan diye kıvırtmayan? Dışardan sıra sıra eczaneleri süzüp erkek olmayanına girip hijyenik ürün almak için zamanını harcamayan? Elbette bunların çoğunluğu genç kızlıkta ve daha küçük çevrelerde oluyor, ama o zamandan içimize işliyor, kodlarımıza yazılıyor işte: Senin bu olduğun şey ayıp! Kirli ve utanç verici! Bunu gizlemen ve bundan utanman gerek!
İşte bunun için, bütün bütün bunlar için, bugün bu Kenyalı 14 yaşındaki kızın intihar etmesinde hepimiz suçluyuz. Hepimiz katiliz. Biz sesimizi çıkarmadık, biz erkek zorbalığına boyun eğdik, göz yumduk, biz onların kurallarını kabul ettik, biz “Hayır, dünyanın yarısı da biziz ve biz regl oluyoruz, bunun kirli, ayıp, yanlış bir yanı yok, yaşam bununla oluşuyor ve biz regl olduğumuz için, her ay rahmimizden kanadığımız için, dünyaya bir hayat getirebildiğimiz için gurur duyuyoruz, duymalıyız,” demediğimiz için işte bugün, Kenya’da bir öğretmen öğrencisine regl olduğu için kirli diyebiliyor ve onunla regl olduğu için alay edebiliyor ve onu regl olduğu için okulda rezil edebiliyor. Biz bu zorbalıklara boyun eğdiğimiz için adı açıklanmayan 14 yaşındaki Kenyalı kız utançla kendini öldürüyor.
Ben bugün utanıyorum. Regl olduğum için değil, kadın olduğum için değil. Regl olduğumu ve kadın olduğumu gururla ortaya koymadığım, erkek zorbalıkları karşısında boynumu dik tutmadığım ve savaşmadığım ve sesimi yükseltmediğim zamanlar için. Ya siz?