Ne zamandır ihmal ettim buralarda, doğanın bağrında olup bitenleri yazmayı. Yaz rehaveti çökmüştü sanırım. Sıcaklık ve kuraklık sona erince, suya, yağmura kavuşunca silkindim, kendime geldim,…
Dağdan, şehirden, bozkırdan anlar...
Ne zamandır ihmal ettim buralarda, doğanın bağrında olup bitenleri yazmayı. Yaz rehaveti çökmüştü sanırım. Sıcaklık ve kuraklık sona erince, suya, yağmura kavuşunca silkindim, kendime geldim,…
Giderken ismini bile bilmiyordum, hatırlamıyordum. Sinemalarda ne var diye web sitesine ve afişlere bakarken, hep aşina gelen o melankolik manzaralardan birini gördüm – ya Angelopoulos…
İnsan niye Bayburt’a gider, değil mi? Bayburtlular bile pek gitmezken… Ama benim pek güzel nedenlerim vardı. Çok da iyi ettim, iyi ki gittim. Önce Baksı…
Çapa sesi, ağaç motoru, at kişnemesi, yağmur tıpırtısı. Bir de alakabakların kulak tırmalayan bağırtıları. Sabah gözümü açtığımda yatağıma ulaşan sesler. Şirince’deyim, doğruyum, çalışkanım… Buraya nasıl…
Şehir dışında her yer sürgündür modern insana. Zevkle yenilip zamanla vücuttan atılan bir yemek gibi algılanır doğa da – güzeldir, hoştur, bir miktarı bir süre…