Hiç âşık oldunuz mu? Bir kahve makinasına yani. Geniş, oturaklı bedenine, pırıl pırıl parlayan krom veya pirinç aksamına, klasik estetiğine, buram buram yaydığı derin kokuya……
Dağdan, şehirden, bozkırdan anlar...
Hiç âşık oldunuz mu? Bir kahve makinasına yani. Geniş, oturaklı bedenine, pırıl pırıl parlayan krom veya pirinç aksamına, klasik estetiğine, buram buram yaydığı derin kokuya……
Evet, evet ülkelerden Liberya. Utanmayın, açın haritayı bakın, ben de baktım başta. Ya da Hakan Günday’ın vahşi maceralar anlatan romanı Kinyas ve Kayra’yı hatırlayın. Kıtasını…
Raffi’yle röportaj yapma fikri aklıma –hem de büyük bir heyecanla- geldiğinde, onu tanıyan bir, iki kişinin ilk tepkisi, “Kabul etmez!” oldu. Doğrusu ben de çok…
Aslında insan dışındaki unsurları epey doyurucu olabiliyor İstanbul’un; yiğide hakkını verelim, ne aradığını, ne sevdiğini bilen için zengin ve zenginleştiren bir yer bu şehir… Gözlük…
Ne komik, ne tuhaf, ne rahatlatıcı, ne ürpertici: Ne olursa olsun, dağlarda incirlerin dalları yukarıya uzanıyor duaya açılmış eller gibi. Eninde sonunda, hele bahar yaklaşırken.…
Sadece koca değil, güzel de bir kış. Kış gibi kış yani. Uzun uzun, soğuk soğuk. Nuri Bilge’nin muhteşem Kış Uykusu’nu üç kez izleyebilecek uzunlukta, Çehov’un…
Yağmurlarla yıkanan yeşillerin tonları üst üste binerken… Bahçelerden dağlardan anlam verilemeyen hayvan sesleri gelirken… Uzak tepeler papatyaya, anemona bürünürken… Hala oluyor tabii bahar, oluyor olmasına…
…Diye başlayan başka yazılar yazmıştım sanırım. Yazmışımdır. Çünkü bu kerata gider gider gelir, her sene, yine yeni yeniden gelir. Her seferinde ilk kezmiş gibi taptaze.…
Bir dağın başındaki bir köyde, günlerden pazar olduğu nerden anlaşılır ki? Örneğin zeytinler hep aynıdır. Ağırbaşlı ve sessiz, nerdeyse vakur duruşları, ancak lodosta biraz değişir.…
Yazmıyorum diye sanmayın ki dağlara bayırlara çıkmıyorum, ya da dağlarda bayırlarda anlatacak bir şey yok… Bilakis, her zamanki kadar zengin doğa – tam olarak gözlerimizin…